| |
» Haberin Devamı... | ||||||
|
“Düğümün Son Halkası; Osmanlı Saray Halıları” Sergisi
“Dolmabahçe Sarayı’nın 150. yıl kutlama etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen ‘Düğümün Son Halkası; Osmanlı Saray Halıları Sergisi’ 25 Aralık 2006-10 Şubat 2007 tarihleri arasında Dolmabahçe Sarayı Muayede Salonu’nda gerçekleşti. Düzenlenen sergide Milli Saraylar Daire Başkanlığı’na bağlı saray, köşk ve kasırlarda saltanat tarafından kullanılmış, 19. yüzyıl halı sanatının bugüne kadar sergilenmemiş seçkin örnekleri ziyaretçilerle buluştu. Sergi aynı zamanda Milli Saraylar Daire Başkanlığı tarafından düzenlenmiş ilk genel halı sergisi olma özelliği taşıyor.” Dolmabahçe Sarayı’nın 150. yıl kutlama etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen “Düğümün Son Halkası; Osmanlı Sarayı Halıları Sergisi” 25 Aralık 2006-10 Şubat 2007 tarihleri arasında Dolmabahçe Sarayı Muayede Salonu’nda gerçekleşti. Düzenlenen sergide Milli Saraylar Daire Başkanlığı’na bağlı saray, köşk ve kasırlarda saltanat tarafından kullanılmış, 19. yüzyıl halı sanatının bugüne kadar hiç sergilenmemiş seçkin örnekleri ziyaretçilerle buluşturuldu. Sergi kapsamında halı sanatının, 19. yüzyılda hayat bulmuş ve Osmanlı diplomatik ilişkilerinde en çok hediye edilmiş prestij eşyası niteliği taşıyan örneklerinden bir bölüm yansıtıldı. Eserlerin en önemli özelliği büyük bir kısmının saray için üretilmiş, eşi olmayan tek örnek olmaları ve bugüne kadar hiç sergilenmemiş olmalarıydı. Serginin ayrıntılarına geçmeden önce Osmanlı Saray halıları ve Milli Saraylar Koleksiyonu oluşum sürecine bir göz atalım… Türklere bağlı olarak ortaya çıkan ve gelişen halı sanatı, medeni dünyaya Türklerin bir armağanı olmuştur. Sibirya’da Pazirik beşinci kurganda bulunan M.Ö. 3. yüzyıldan kalma ve halen Leningrad (Petesburg) Ermitage Müzesi’ndeki düğümlü halı bir tarafa bırakılırsa Sir Aurel Stein’in 1906-1907’de Doğu Türkistan araştırmalarında bulduğu 3. ve 4. yüzyıllardan kalma küçük parçalar en eski düğümlü halılardır. 1913’de Le Coq Turfan araştırmalarında diğer parçaları meydana çıkmıştır. Londra , Berlin ve Delhi müzelerinde korunan bu halıların en eskisi 3. en yenisi 4. yüzyıldan kalmıştır. Bundan sonra Fustat’da bulunan halılar gelmektedir. Bunlardan 29 parçayı Karl Lamm yayınlanmış olup bazıları 6. yüzyılın son yarısı Samarra Abbasi dönemi olup kalanları 7. yüzyıla tarihlenmektedir. Bunlar arasında Kahire Arap Müzesi’nde bulunan kufi kitabeli iki parçadan biri 202 (817-818) tarihlidir. Diğer Fustat parçaları New York Metropolitan Müzesi’ndedir. 1905’de Martin, Konya Alaaddin Camii’nde üçü bütün, beşi parça halinde sekiz halı bulunarak XII. yüzyıl Selçuklu döneminden kalan ilk halıları keşfetmiştir. Şimdi İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde bulunan bu Selçuklu halıları 15 m’ye varan boyutlarda olup kufi bordürleriyle inanılmaz bir renk ve motif zenginliği gösterirler. 1930’da Riefstahl Beyşehir Eşrefoğlu Camii’nde parça halinde üç Selçuklu halısı daha bularak Konya Müzesi’ne getirmiştir. Onun bulduğu dördüncü halı 15. yüzyıldan kalmadır. Bu Selçuklu halıları daha sonraki halı sanatının kaynağı olmuştur. 14. yüzyıldan itibaren kuvvetle üsluplanarak tezyini bir karakter almış olan hayvan figürlerinin de Anadolu halılarına girdiği görülür. Bir ağacın iki tarafında kuşlar en çok sevilen kompozisyondur. Yüzyılın sonunda gruplar halinde veya birbirine saldıran hayvanlarla hareketli sahneler görülür. 15.yüzyılın sonuna doğru bunların yerine geometrik desenli halılar gelir. 15. yüzyıldan kalan en eski seccadeler de ayrı bir gruptur. Bunlardan İstanbul Türk ve İslam Müzesi’nde bulunan üç seccade birbirinden tamamen farklı üç kompozisyon gösterir. Uşak bölgesinde veya Batı Anadolu’da yapılan Holbein tipi halılar Selçuklular ile Osmanlı halı sanatı arasında geçişi hazırlamıştır. 16. yüzyılda Uşak ve çevresinde yapılan halılarla Türk halı sanatının Selçuklu halılarından sonraki ikinci parlak devri başlar. İki esas grup olarak madalyonlu ve yıldızlı Uşak halıları alışılmış isimlerdir. 7. yüzyılda Hollanda resimlerinde masa altında Uşak halılarının çok titiz tasvirleri vardır. Yıldızlı Uşak halıları daha küçük grup olup on metreye varan madalyonlu Uşaklara göre orta boy halılardır. 4 m.’den uzun olanları pek azdır. 13. yüzyıl sonunda bozulmaya başlamışsa da bazı tipleri günümüze kadar yaşamıştır. Türk halılarının klasik gelişiminin yanında, 14. yüzyılın ikinci yarısında teknik ve örnek bakımından tamamen farklı bir grup Osmanlı Saray halılarına rastlanır. Bunlar Avrupa saraylarına hediye olarak gönderilirdi. Osmanlı Saray Halıları “Saray” kimliği ile literatüre geçmiş sanat kolları arasında, hiç kuşkusuz Türk halı sanatı içerisinde yer alan ve bu sanatın önemli halkalarından olan Osmanlı Saray halıları da bulunmaktadır. Bu halılar saray için ve saray kontrolünde dokunmuş kendine has üslubu olan halı grubudur. Teknik ve süsleme unsurları ile Türk halı sanatının gelişim çizgisinin tamamen dışında kalan Osmanlı Saray halılarının ilk olarak Tebriz ve Kahire’nin fethedilmesinin ardından geliştiği kabul edilmektedir. Yavuz Sultan Selim, İran seferi dönüşü 1514 yılında Tebriz’den halı ustaları getirterek bu ustalarla İstanbul’da Osmanlı Sarayı’nın gözetiminde halı dokuma tezgahları kurdurtur. Bunun ardından Kahire’nin 1517 yılında fethedilmesiyle orada mevcut bulunan tezgahlarda da saray tarafından halı dokutulur. Dokunan bu ilk halı örneklerinde Memlük etkileri görülmüş olsa da kısa bir süre sonra Osmanlı Sarayı’na özgü üslup kendini gösterir. Öte yandan saray halıları ile ilgili bir başka görüş ise; bu halıların ilk örneklerinin İstanbul ve Bursa’da dokunduğu yolundadır. Öyle ki; III. Sultan Murad’ın 1585 tarihli olan ve on bir halı ustasının boyanmış yün iplikler ile Kahire’den İstanbul’a gönderilmesini emreden fermanı bu görüşü desteklemektedir. Bilindiği üzere, Osmanlılarda saray örgütünün oluşmaya başlamasıyla birlikte bu örgüt içinde “cemaat-i kaliçe-i bafan-i hassa” adında bir çalışma grubu ya da sanatçılar grubu bulunuyor ve halı dokuyorlardı. Bu örgüt İstanbul’un alınmasıyla birlikte çalışmalarını İstanbul’a taşımıştır. Buna dayanarak saray halıcılığının, Osmanlı Devleti’nin kuruluş tarihinde de var olan ve Anadolu Selçuklu İmparatorluğu’nda görülen Türk halıcılığının devamı olduğu söylenebilir. Osmanlı Saray halılarının başlıca süsleme öğeleri naturalist bitkiler, sonsuz yaşamı simgeleyen selvi ağacı ile yeniden doğuşu simgeleyen çiçek açmış meyve ağaçlarıdır. Bitkiler dışında ötücü kuşlar, yaban hayvanları, ejder ve geyik kullanılan diğer öğeler olmuştur. Saray halılarında diğer Türk halı sanatındaki örneklerden farklı olarak İran düğümü kullanılmıştır. İran düğümünün tercih edilmesinin sebebi de zengin bitkisel motiflerin, hançer biçimli kıvrık yaprakların, lale, sümbül ve bahar dalı gibi çiçeklerin bu teknikle daha kolay verilebilmesidir. Osmanlı Saray halılarında sonsuza değin uzanan zemin deseni esas alınmıştır. Madalyon motifi ise bu zemin üzerinde ikinci derecede önemlidir. Bu dönemde halılar, Osmanlı Saray üslubunu oluşturan saray nakkaşlarının çizdikleri desenlere göre dokunmuştur. Bu desenlere göre dokunmuş olan örnekler dönemin kumaş, kilim, çini, tezhip ürünlerinde görülen üslup birliğinin halı sanatında görülen yansımalarıdır. Bu halılar, 18. yüzyıla kadar tutarlı bir üslupla yapılmışlar ancak daha sonraları inceliklerini yitirmelerine rağmen natüralist üslup anlayışını yaşatacak biçimde devam etmişlerdir. Temelde geleneğe bağlı olan bu halılar Türk halı sanatının gelişim zincirine önemli bir halka olarak eklenmiştir. 16. yüzyılda ortaya çıkan Osmanlı Saray halılarında bir diğer farklılık da malzeme olarak ipeğin kullanılmasıdır. Çok sık olan düğümler ve İran düğümünün kullanılması dolayısıyla kıvrık dallı zeminlerde iri yapraklar, lale, sümbül, karanfil ve gül gibi çiçeklerin oldukça naturalist bir üslupta işlenebilmesini sağlamış-tır. Batılılaşma ile gelen bir diğer yenilik; ipek, yün, pamuk ipliğe altın ve gümüş bükümlü metal ipliğin katılma-sıdır. 17. yüzyıldan başlayarak izleyebildiğimiz metal iplikte kullanılmış halıların en zengin örnekleri 19. yüzyıla tarihlenmektedir. Bu halılardan bir grubu ipek iplik, keten elyaf ve metal iplik bileşimleriyle ayırt edilmektedir. Bu örnekler bugün Topkapı Sarayı Müzesi ve Konya Mevlana Müzesi’nde bulunmaktadır. Şehir ürünü olarak kabul edilen saray halılarında Türk halı sanatının izlerine de rastlanmaktadır. Bu tarz örnekler, Hereke halı ve seccadelerinin ev sahibi diyebileceğimiz Milli Saraylar Halı Koleksiyonu’nda yer alan halı ve seccadelerden adım adım izlenebilmektedir. 16. ve 19. yüzyıllarda Osmanlı saray halıhanelerinde yapılan ve saray çevresinde tutulan görkemli lüks halılarda görülen desenler o devrin entellektüel çevrelerinde moda olduğu gibi, yabancı ülkelerden özellikle Avrupa ülkelerinden en çok Fransa, Doğu ülkelerinden Çin, İran, Hindistan’dan gelen etkilere açık, uluslararası bir zevk anlayışını yansıtmaktadır. Saray halıları ipek görünümünde ince halılardır; bununla birlikte şehirlerde yerleşmiş halı sanayiinin ürünü olan, yani fabrikalarda, halıhanelerde, eski saray atölyelerinde dokunan, teknik bakımdan kusursuz, estetik açıdan titizlikle biçimlendirilmiş, yüksek kalitedeki halılardır. Atkı ve çözgüler pamuk ipliğndendir. Bu halılardaki renkler çok ölçülü kullanılmıştır. Estetik bakımdan en güzel uyumu sağlamak için açıklı koyulu bütün renk tonları büyük bir ustalikla değerlendirilmiştir. Hereke ve Kumkapı’nın bazı halıları bu alanda başarının doruğuna erişmişlerdir. 19. yüzyılda İstanbul’un Kumkapı, Topkapı ve Üsküdar gibi bölgelerinde saray halısı atölyeleri açılmaya başlamıştır. 1844’de Sultan Abdülmecid döneminde kurulan ve sarayın ihtiyaçlarını karşılayan Hereke Fabrika-i Hümayunu’nda kumaş tezgahlarına ek olarak 1891 yılında Sultan II. Abdülhamid döneminde 100 kadar halı tezgahı da eklenerek Osmanlı saray üslubundaki halıların yeniden yapılabilmesi için bir atılımda bulunulmuştur. Bu girişimle Hereke’deki üretim halı dokumacılığı ile çeşitlilik kazanmış ve fabrikanın dünya çapında ün kazanmasını sağlamıştır. Bugün Milli Saraylar Daire Başkan-lığı’na bağlı olan Hereke Fabrika-i Hümayunu’nda saray, kasır ve köşklerin tefrişinde bulunan ve 2006 yılından itibaren başlayan bir uygulama ile yeniden üretim kapsamına alınan halıların üretilmesi yoluna gidilmiş ve böylece saray halı geleneği, geçmişte olduğu gibi günümüzde de sarayın ihtiyaçlarını karşılayarak yaşatılmaktadır.
Milli Saraylar Koleksiyonu Oluşum Süreci Osmanlı İmparatorluğu’nun farklı dönemlerinde yönetim ve yaşam merkezi olarak yapılmış ve Milli Saraylar Daire Başkanlığı bünyesinde toplanmış olan saray, kasır ve köşkler günümüzde müze fonksiyonları ile işlevlenmişlerdir. Son dönem Osmanlı mimarisinin sivil yapılarından oluşan bu yapıları; başta Dolmabahçe Sarayı olmak üzere Beylerbeyi Sarayı, Yıldız Şale, Küçüksu Kasrı, Ihlamur Kasrı, Yalova Atatürk Köşkü (Yaverlik Köşkü bölümü), Aynalıkavak Kasrı, Maslak Kasrı ve orjinal eşyaları ile henüz tefriş edilememiş olan Beykoz Kasrı oluşturmaktadır. Bu saray, kasır ve köşkler 19. yüzyılda Osmanlı’nın mimari alanda olduğu gibi küçük el sanatlarında göstermiş olduğu evrelerini sergilemekte, yapıldığı dönemin yaşam tarzını, sanat anlayışını ve değerlerini yansıtmaktadır. Olağanüstü bir sivil mimari geleneğine sahip olan Osmanlı Devleti’nin 19. yüzyılda bu kadar gösterişli ve ihtişamlı yapılar yaptırmasının sebeplerinden biri de şüphesiz Sultan’ın veya saltanatın yüceltilmesi isteği ve Avrupa’nın güç gösterisine eşit bir mimari gösteri yapma gereğidir. Sultanın mutlak egemenliği onu bütün yaşam alanlarında olduğu gibi sanat eserleri ve kullanım eşyalarında da mutlak olanın arayıcısı yapmıştır. Bu anlayışa bağlı olarak sarayların geniş salon ve odalarında mekanların boyutlarıyla doğru orantılı, devrin sanat ve zevk anlayışına öncülük eden Sultan’ın evi olan saray, son derece gösterişli eşyalar ile donatılmıştır. Osmanlı Sarayı’nda prestij eşyası olarak değerlendirilen ve saray dekorasyonunun vazgeçilmez öğesi olan halılar, Sultan’ın yönetim ve yaşam yeri olan sarayda hiç kuşkusuz oldukça ihtişamlı, mükemmel, özel ve özgün dokunmuştur. Bütün bu arayışlar sanat eserleri ve kullanım eşyalarında yerel özelliklerin aşılmasını gerekli kılmıştır. Bu anlayışa bağlı olarak dokunmuş halılar eşsiz desen tasarımlarıyla son derece görkemli, saray ve köşklerin döşenmesinde vazgeçilmez olmakla birlikte dekorasyonla her açıdan bütünleşen unsurlar olmuştur. Hükümdarlık gücü ve zenginliğinin göstergelerinden biri olan halılar, mimaride olduğu gibi boyutları ve tasrımlarıyla egemenliğin simgesi olmuştur. Sultan Abdülmecid döneminde kurulmuş olan Hereke Fabrika-i Hümayunu ve Sultan II. Abdülhamid’in bu fabrikadaki halı üretimine öncülük etmesi, bunun beraberinde fabrikayı genişletmesinin sebebi, Hereke üretimi dokumaların Avrupa saraylarına bağlı fabrikalarda olduğu gibi, gücün ve tanıtımın simgesi olarak görmesinden dolayı olmalıdır. Zira II. Abdülhamid gerek Hereke Fabrikası gerekse yine kendisinin kurdurtmuş olduğu Yıldız Porselen Fabrikası ürünlerini Avrupa hanedan üyelerine hediye olarak göndermiştir. Bilindiği gibi Batılılaşma, Osmanlı toplumsal yaşamının tüm evrelerinde etken olmuştur. Dolayısıyla bu dönemde saray için üretilmiş olan diğer eşyalarda da görülen üsluplara uygun olarak hbarok, rokoko ve neoklasik üsluplar gelenekle bütünleştirilebilmiştir. Günümüzde Milli Saraylar Halı Koleksiyonu’nun önemli bir kısmını, dönemin üslup özelliklerini büyük oranda yansıtan Hereke halıları oluşturmaktadır. Ancak saray, kasır ve köşklerin inşa tarihlerinin Hereke Fabrikası’nın 1891 yılında halı üretmeye başlamasından çok önce olması; dönemin siyasi ilişkilerine dayanarak yapılmış olan alışverişler; bunun dışında, bugün Milli Saraylar depolarında bulunan ve depoların oluşum sürecinde yapılmış olanönemli tespitler ışığında saray, kasır ve köşklerin dekorasyonundaki ilk halı örneklerinin İngiliz, Uşak ve Gördes halılarından oluştuğunu söyleyebiliriz. Fabrikanın halı üretimine başlamadan once saray için farklı yörelerden ve ülkelerden halılar satın alınmış olduğunu arşiv belgelerinden cins ve tarihlerine göre takip edebilmekteyiz. Bunların içerisinde Frenk tanımlaması ile geçen Avrupa halıları (Büyük oranda Fransız halıları), İngiliz halıları, Gördes halıları ve Uşak halıları en çok satın alınan türler arasında bulunmaktadır. Bunların dışında koleksiyonda yer alan yöresel halılardan Sivas, Demirci, Kayseri, Avanos, Kırşehir, Kula halı ve seccadeleri bulunmaktadır. Ayrıca saraylara Defterdar’da bulunan Feshane Fabrikası’ndan da halı temin edilmiştir. Osmanlı Devleti’nde yöresel halıların üretimi Batı Anadolu’da 1860’lı yıllarda köylülere malzeme verip sipariş üzerine iş yaptıran birkaç Türk tüccarın denetimi altındaydı. Bir prestij eşyası olarak görülen Hereke halılarına başta Sultan II. Abdülhamid olmak üzere sultanlar özel ilgi göstermişlerdir. Kaynaklardan eldeedilen bilgilere göre saray ve köşklerin uzun koridor ve geçişlerini donatan yol halılarının Uşak, Gördes daha sonra ise Feshane Fabrikası’ndan sağlandığını takip edebilmekteyiz. Uşak, Gördes ve Feshane yol halılarının dışında Milli Saraylar depolarında bazı Demirci ve makine dokuması Avrupa yollukları da bulunmaktadır. 1893 tarihinde ise eskiyen Gördes yol halılarının yerine Hereke yol halılarının sipariş verildiği bilgisine ulaşabilmekteyiz. Dolmabahçe Sarayı depolarında bulunan Hereke’de ilk olarak üretilmiş olan temelde iki desende üretilmiş yol halıları aynı desenlerle eskidikçe değiştirilen ve farklı dönemlerde dokunmuş yol halısı örnekleridir. İngiliz halılarının yanısıra, Milli Saraylar Koleksiyonu’nda ayrıca ölçü ve desenleri ile büyüleyici tapestri örnkleri de bulunur. Beylerbeyi Sarayı Mavi Salon deniz tarafında bulunan örnek nadir bulunacak ölçü ve desende Fransız yapımı bir tapestry örneğidir. Koleksiyonda yer alan Doğu kökenli halılar arasında İran, Hamedan, Horasan, Şiraz, Tebriz, Keşan ve Semerkant halıları da bulunmaktadır. Özellikle Semerkant halılarının çok az bulunan renk ve boyutlardaki örnekleri bugün Yıldız Şale, Dolmabahçe Sarayı ve Beylerbeyi Sarayı’nda yer almaktadır. Bu tür halılar arasın-daki Tebriz halıları, Şiraz seccadeleri, Keşan halı ve seccadeler, Doğu ve Batı medeniyetlerini buluşturan “Son Osmanlı Saray ve Köşkleri’nin” Doğu temsilcileri olarak varlıklarını sürdürmektedirler. Günümüzde saray, kasır ve köşklerin tefrişinde ve depolarında bulunan eşsiz halı ve seccadeler, saltanat yılla-rında yapılmış olan alışverişler ve hediye yoluyla edinilmiştir. Satın alma ve hediye yoluyla oluşmuş olan koleksiyon, saray ve köşkler arasında eşya hareketleri ile yer değiştirmiş sonuç olarak bugünkü görünümünü kazanmıştır. Milli Saraylar tefrişinde halı unsuru batılılaşma ile birlikte son dönem Osmanlı saray ve köşklerinin dekorasyonunda yeni unsurlar görülmeye başlarken, geleneksel sanatlarda Doğu ve Batı sanatsal öğeler harmanlanmış ve kendine has yeni özellikler oluşmuştur. Sarayların dekorasyon unsurlarında üslup birliği ve ahenge dikkat edilmiş, mobilyadan avizeye, halıdan duvar süslemelerine kadar ortak motif ve bezeme öğeleri kullanılmıştır. Saray ve köşklerin inşa aşamasında dekorasyonla bütün olarak görülen halıların siparişlerinde, mimari süslemelere uygun olmaları gözetilmiştir. Bununla ilgili Milli Saraylar Hazine-i Hassa Arşivi’nde bazı belgeler bulunmaktadır. Bu konudaki en önemli örnek Yıldız Şale Tören Salonu’nda bulunan yaklaşık 406 m2 ölçüsü ile benzersiz olan Hereke halısının, köşkün bu bölümü inşa edildiği zaman dokunduğunu ve dekorasyona bağlı olarak tasarımının yapıldığını gösteren belgedir. Halı ısınmak ve dekorasyonu tamamlamak için tabanları örtme işlevinin yanısıra diğer eşyalar için bir tamamlayıcı unsur olarak da kullanıl-mıştır. Milli Saraylar tefrişinde ve depolarında bulunan halılar incelendiği zaman diğer eşyalarla birlikte üslup birliği, ortak motif ve desen anlayışı da yansıttıkları görülmektedir. Halı sanatının önemli grubunu oluşturan Saray halılarının son örnekleri, Milli Saraylar Daire Başkanlığı’na bağlı saray, köşk ve kasırlarda yer almakta ve dönemin üslup anlayışını diğer objelerle birlikte yansıtmaktadır. Seçkin Saray halı örnekleri “Düğümün Son Halkası Osmanlı Saray Halıları“ sergisiyle son Osmanlı Sarayı Dolmabahçe’nin en görkemli salonu olan Muayede Salonu’nda ilk kez biraraya getilmiştir. Bu sergiyle dönemin üslup özellikleri ve sanat zevkiyle birlikte tefrişin vazgeçilmezi halı unsuru, mimari ve dekorasyonla bir bütün olarak sunulmuştur. DÜ/ÜMÜN SON HALKASI; OSMANLI SARAY HALILARI SERGİSİ Osmanlı Sarayı’nda prestij eşyası olarak değerlendirilen ve saray dekorasyonunun vazgeçilmez öğesi olan halılar, Sultan’ın yönetim ve yaşam yeri olan sarayda kuşkusuz oldukça ihtişamlı ve özgün dokunmuştur. Bu anlayışa bağlı olarak dokunmuş halılar eşsiz desen tasarımlarıyla son derece görkemli, saray ve köşklerin döşenmesinde vazgeçilmez; dekorasyonla her açıdan bütünleşen unsurlar olmuştur. Hükümdarlık gücü ve zenginliğinin göstergelerinden biri olan halılar, mimaride olduğu gibi boyutları ve tasarımlarıyla egemenliğin simgesi olmuştur. Bu dönemde saray için üretilmiş olan diğer eşyalarda da görülen üsluplara uygun olarak halılarda barok, rokoko ve neoklasik üsluplar gelenekle bütünleştirilebilmiştir. Günümüzde Milli Saraylar Halı Koleksiyonu’nun önemli bir kısmını, dönemin üslup özelliklerini büyük oranda yansıtan Hereke halıları oluşturmaktadır. Bunların dışında Fransız, İngiliz, Gördes, Uşak halıları bulunan diğer türler arasındadır. Koleksiyonda yer alan yöresel halılar arasında Sivaz, Demirci, Kayseri, Avanos, Kırşehir, Kula halı ve seccadeleri bulunmaktadır. Ayrıca saraylara Defterdar’da bulunan Feshane Fabrikası’ndan da halı temin edilmiştir. Bir prestij eşyası olarak görülen Hereke halılarına başta Sultan II. Abdülhamid olmak üzere sultanlar özel ilgi göstermiştir. Koleksiyonda yer alan doğu kökenli halılar arasında İran, Hamedan, Horasan, Şiraz, Tebriz, Keşan, Semerkant halıları da bulunmaktadır. Özellikle Semerkant halılarının çok az bulunan renk ve boyutlardaki örnekleri bugün Yıldız Şale, Dolmabahçe Sarayı ve Beylerbeyi Sarayı’nda yer alır. Bu tür halılar arasındaki Tebriz halıları, Şiraz seccadeler, Keşan halı ve seccadeler, doğu ve batı medeniyetlerini buluşturan “Son Osmanlı Saray ve Köşklerinin” doğu temsilcileri olarak varlıklarını sürdürmektedirler. Satın alma ve hediye yoluyla oluşmuş olan halı koleksiyonunda, sarayların dekorasyon unsurlarındaki uslup birliği ve ahenge dikkat edilerek seçilmiş, Saray ve köşklerin inşa aşamasında dekorasyonla bütün olarak görülen halıların siparişlerinde, mimari süslemelere uygun olmaları gözetilmiştir. Halı sanatının önemli grubunu oluşturan saray halılarının son örnekleri, Milli Saraylar Daire Başkanlığı’na bağlı saray, köşk ve kasırlarda yer almakta ve dönemin üslup anlayışını diğer objelerle birlikte yansıtmaktadır. Seçkin saray halı örnekleri 25 Aralık 2006 tarihinde açılmış olan “Düğümün Son Halkası; Osmanlı Saray Halıları” sergisi ile son Osmanlı sarayı Dolmabahçe’nin en görkemli salonu olan Muayede Salonu’nda ilk kez biraraya getirildi. Bu sergiyle dönemin üslup özellikleri ve sanat zevki ile birlikte tefrişin vazgeçilmezi halı unsuru, mimariyle ve dekorasyonla bir bütün olarak sunuldu. Büyük bölümünü Hereke halılarının oluşturduğu sergide; 20 ipek, 7 yün-ipek, 30 yün halı olmak üzere toplam 57 eser yer aldı. Sergi koordinaötörü Ayşe Fazlıoğlu; “Sergimizin büyük bir kısmını Hereke halıları oluşturuyor. Bunun dışında İran, Uşak, Fransız Aubusson, Gördes, Kula, Sivas halı ve seccadeleri yer alıyor. Muayede salonuna ait kabartma desenli, 124 m2 boyutundaki halı daha önce olduğu gibi sergide de oldukça ilgi çekti.” dedi. Fazlıoğlu sohbetin ilerleyen bölümlerinde sergiye ilişkin şu bilgileri verdi; SERGİDE İLGİNÇ HİKAYE VE TEMALI HALILAR DA YER ALDI Sergide ilginç öykülere ve temalara sahip halılar da yer aldı. Bunların arasında; Sultan II. Abdülhamid için özel olarak tasarlanmış ve kendisine hediye edilmiş, üzerinde Sultan’a övgü sözlerinin yer aldığı Küfi yazılı halı; desenini Osmanlı topraklarının sınırlarından alan o dönemin Osmanlı toprakları haritasının işlendiği Uşak halısı; Çanakkale Zaferi’nden duyulan sevinci yansıtmak üzere Suriyeli yardımsever kadınlar tarafından Sultan Reşad’a hediye edilmiş olan halı, üzerindeki yazılarla belge niteliği taşıyan ve tarihe tanıklık eden ilginç halı örnekleri bulunuyor. Bu tarz eserlerin yanısıra dünyada tek örnek olan ve özel olarak tasarlanmış eşsiz Hereke halıları; ebatları ve desenleri ile nadir ipek İran halı örnekleri sanatsever, koleksiyoner ve halı severlerin beğenisini topladı. Saray siparişi üzerine gerek Osmanlı topraklarında dokunmuş, gerekse diğer ülkelerden satın alınan ve hediye olarak gelmiş eserlerden derlenerek oluşturulan sergideki halıların bakım ve onarımlarına iki yıl önce Milli Saraylar Daire Başkanlığı Halı Restorasyon ve Konservasyon Projesi kapsamında başlanmış. Çoğunluğu Dolmabahçe Sarayı’na ait olsa da, sergide Milli Saraylar’a bağlı diğer kasır, köşk ve saraylara ait halılara da yer verildi. Serginin oluşum sürecini sergi koordinatörü Ayşa Fazlıoğlu şöyle anlattı; “Serginin başlangıcı 2 yıl öncesine dayanıyor. 2 yıl önce başladığımız restorasyon çalışmalarından sonra sergi hazırlamayı düşünüyorduk. Ancak daha sonra bu serginin Dolmabahçe Sarayı’nın 150. yılı olması nedeniyle, 2006 yılında gerçekleşmesinin uygun olacağını düşündük.“ SERGİDE YER ALAN HALILARIN SEÇİMİ Sergide yer alacak halıları şeçerken şuna dikkat ettik; Milli Saraylar’da bulunan farklı çeşitlilikteki, farklı yöre ve ülkelere ait halıların sergide yer amasını istedik. Bu seçim esnasında halıların boyutları da bir diğer gözönünde tutulan kriter oldu. Sergide yer alan halıların çoğunluğunu sergilenmesindeki görece kolaylıklarından ötürü seccadeler oluşturuyor. Farklı özellikler ve motifler veren örneklerin yer almasına da dikkat ettik. Bunun asıl nedeni Milli Saraylar Halı Koleksiyonu’nun pek bilinmemesinden kaynaklanıyor. Mesela Hereke için bilinen belli bir tarz vardır; ancak aslında Hereke halısının asıl desen ve renklerinin bunlar olduğunun altını çizmiş olduk. Çünkü genelde İran tesirli, ağırlıkta kırmızı tonlarının kullanıldığı düşünülür ancak gördüğünüz gibi pastel tonlarının mevcut olduğunu göstermiş olduk. 2 YIL SÜREN RESTORASYONDA TOPLAM 50 KİŞİ ÇALIŞTI Restorasyon çalışmalarında 50 kişi çalıştı. Restorasyon çalışmalarımız Aksaray Sultanhanı kasabasında Sultansaray Halı tarafından yapıldı. Restorasyon konusunda oldukça başarılı olan bu ekip yurtdışında da pek çok müzelere restorasyon hizmeti veriyorlar. Bizler sonuçtan oldukça memnunuz. Serginin mekan tasarımı ise bizler tarafından yapıldı. HALILAR İLK DEFA RESTORE EDİLDİ Halılar ilk defa restore edildi. Bu oldukça zor bir, o kadar da önemli bir karardı. Sadece bir obje grubunun sergisi olmaktan öte değil, biz bu çalışmanın icraat anlamında da öncüsü olmuş olduk. Milli Saraylarda bütün eşya gruplarının onarım atölyeleri halihazırda bulunurken, halı ile ilgili herhangi bir restorasyon çalışması yoktu. Bu anlamda da çok önemli. Zaten yapılan çalışmanın daha iyi anlaşılması adına bazı halıların yanına restorasyondan önceki hallerini gösteren resimlerini de koyduk. AYNI ÖZELLIKTE MALZEMELERIN KULLANIMINA ÖZEN GÖSTERDİK Restorasyonlar sırasında aynı özellikte malzemelerin kullanımına özen gösterdik. Halıların restorasyonu çağdaşı olan iplikler kullanılarak dokunmış kilimlerden sökülen ipliklerle yapıldı. Zaten restore ettirdiğimiz firmayı tercih etme sebeplerimizden biri de bu oldu. Malzeme, renk ve tonlarında aynılık sağlandığı gibi orjinal malzemelerle, halıların orjinal hallerine uygun olarak restorasyonumuzu yaptırdık. SERGİDEN SONRA HALILARIN MÜZELEŞTİRİLMESİ DÜŞÜNÜLÜYOR Sergiden sonra halıların müzeleştirilmesi düşünülüyor. Önümüzdeki günlerde Yıldız Sarayı Şale’de bir halı müzesi açılması planlanıyor. Fırsat bulamayıp sergiyi ziyaret edemeyenler, sergiden sonra bu halıları orada da ziyaret edilebilecek. YURTİÇİ VE YURTDIŞI BASINININ İLGİSİ YO/UNDU Sergimize yurtiçi ve yurtdışı basının ilgisi yoğundu. Gerek yurtiçi gerekse yurtdışı akademik çevrelerden önemli isimlerin katılımı ve oldukça sevindiren yorumları oldu. Şu ana kadar sergimizi ziyaret eden kişilerin olumlu tepkilerini aldık. |
|||||||