» Haberin Devamı...

TEBESSÜM: TÜRK HALI SANATI İÇİN ÖZEL BİR SERGİ

Prof. Hamdi Ünal: “Çağdaş bir tekstil sanatçısı ve halı tasarımcısı olarak Türk halı sanatının gelişmesine katkıda bulunabilmek amacıyla Tebessüm isimli kişisel bir sergi açtım. Özellikle çintemani motifine ağırlık verdiğimiz çalışmalarımız sayesinde daha serbest ve daha özgün neticeler elde ettik.”

Altay Dağları’nın soğuk hava koşullarında, sıcak bir zeminin özlemi içerisinde hayat bulan halı sanatı, daha sonraları Türk ve dünya sanat tarihinde önemli bir yer edinmiştir. Geleneksel sanat dalımız olan halı, yaşam alanlarımızın önemli bir kısmında bizimle beraber olmuştur. Nesiller boyu devam eden bu sanat, daha sonraki kuşaklara da ulaşarak ölümsüzleşmektedir.

Prof. Hamdi Ünal, Türk halı sanatının gelişmesine katkıda bulunan isimler arasında göze çarpıyor. 1949 Yozgat doğumlu Ünal, Sümerbank Hereke Müessesi’nde çalıştığı dört yılın ardından 1982’de Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak görev almış. Aynı fakültede profesörlük ünvanını aldıktan sonra Okan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Bölümü’nü kurarak çalışmalarını sürdürmüş. Hamdi Ünal bugün halen Okan Üniversitesi’nin dekanlığını sürdürüyor. Kendisiyle halı sanatı üzerine görüştük ve yakın dönemde açmış olduğu kişisel sergisi “Tebessüm” hakkında bilgi aldık.

Bir sanat dalı olarak halıcılıkla ilgilenmeye nasıl başladınız?

Bildiğiniz gibi ben Yozgat doğumluyum ve Yozgat el dokuması halı ve kilimler açısından önemli bir şehirdir. Çocukluk ve gençlik yıllarımda, annemin ve komşularımızın çok iyi halı ve kilim dokuduklarına şahit olurdum ve kimi zaman ben de onlara yardım ederdim. Böylesi bir coğrafyada doğup büyüyüp de halıya ilgi duymamak mümkün değildi.

Halı sanatının Doğu kültüründeki yerini ve bu sanatın Anadolu’daki yansımasını anlatır mısınız?

Bilinen ilk halı M.Ö 2. yüzyılda Altay Dağları’nda bulunan Pazirik halısıdır. Bilim adamı Rudenko tarafından bulunan bu halıyı incelediğimizde görüyoruz ki Orta Asya yaşamını simgeleyen at ve süvari gibi tüm figürler halıya işlenmiş. Halı sanatı daha sonra İran ve Anadolu’ya geçmiş ve buralarda kendine özgü bir üslup kazanmıştır. Orta Asya’da yaşam biçimini anlatan kelimeler Selçuklular ve Osmanlılar’da doruk noktasına çıkmıştır. Bügün o dönemlerden kalma halıları müzelerde ve camilerde görmekteyiz.

Halılarda kullandığınız çizim tekniğinizden ve üslubunuzdan bahseder misiniz?

İlk çalışmalarımda klasik anlamda çizim yapıyordum. Hereke ve Yağcıbedir’e özgü renkler, şekiller ve formlar çerçevesinde desenler çizdim. Açıkçası yaratıcılık anlamında bir katkım olmadı. Daha sonraları ise bu birikimleri kullanarak yeni bir yol haritası çizdim. Bunun nedeni klasik çizgilerde kendimi tekrar ediyormuşum hissine kapılmamdı. Halı ve kilimde yeni arayışlar içine girdim. Görsel anlamda kendimden katabileceğim, benimle özdeşleşecebilecek bir mesaj aktarabilmek istedim. İlk çalışmalarımda halı motiflerini kare formuyla birleştirdim. Eskiyi alıp yeniden harmanlamaya başladım. Yöresel motifleri görsel dengelerle birleştirmeye çalışarak açık-koyu ilişkisi, sıcak-soğuk ilişkisi ve perspektif ilişkisi ile bağdaşan çalışmalar yaptım.

Kullandığınız motifler ve renkler açısından kendinizi geleneksel mi yoksa modern mi buluyorsunuz? Çalışmalarınızda yer verdiğiniz Çintemani motifinden bahseder misiniz?

Kendimi çağdaş bir tekstil sanatçısı, halı tasarımcısı olarak görüyorum. Çintemani motifi ise Orta Asya’dan gelen, iki farklı dalgalı dudak şeklinin üst üste gelmesiyle ve üç noktanın birleşmesiyle oluşmuş; güç, kudret ve azameti temsil eden bir formdur. Osmanlı kaftanlarında da görülen bu formu çıkış noktam olarak belirleyerek, çalışmalarımda kullanmaya karar verdim.

Serginize “Tebessüm” adını vermenizin özel bir nedeni var mı?

Çintemani motifi, görsel anlamda gülen bir dudağı, bir tebessümü andırıyor. Tebessümde karamsarlık yoktur; hoşluk, güzellik ve estetik vardır. Bu düşünceden yola çıkarak sergimize Tebessüm adını verdik.

Bildiğimiz kadarıyla 2006 yılında bir başka serginiz daha oldu. Bu iki sergi arasında ne gibi farklılıklar var?

2006 yılındaki sergimizde geometrik motifler kullandık. Özellikle kare motifini çok işledik. Bu sergimizde ise kare formunun dışına çıkarak, Çintemani motifine ağırlık verdik. Böylece daha serbest ve daha özgün çalışmalar yaptık.

Tasarımlarınızı bir ekip çalışmasıyla mı yoksa bireysel olarak mı yapıyorsunuz?

Halı dokumasını biliyorum fakat hem tasarımını yapmak hem de işlemek çok zaman alan bir süreç. Bu yüzden tasarım, hesaplama, teknik çözüm ve boyutlandırma kısmını ben yapıyorum. Düğüm atma kısmını ise Manisa-Gördes civarındaki atölyelerimizde arkadaşlarımız yapıyor.

Türkiye’deki sergileriniz haricinde Avrupa’da da birçok sergi açtınız. Batı dünyasının Türk halılarına ve sizin eserlerinize bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Batılı ülkelerin, düşünsel anlamda ufukları son derece geniş. Türk halıcılığını belli bir kulvarda, geleneksel bir tavrı olan ve bunu sürekli sürdüren bir yapı olarak görüyorlar. Fakat halıya böyle yeni bir anlayış, bir yorum getirildiğini görünce şaşkın-lıklarını gizleyemiyorlar. Çalışmalarım Batı dünyasında olumlu kar-şılanıyor ve bundan çok mutluyum, hem kendi adıma hem de ülkem adına.

Tüm bu çalışmalarınız dışında Okan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi dekanısınız. Yeni öğrencilerinize halı sanatıyla ilgili söylediğiniz ilk söz ne oluyor?

Ben öğrencilerime çağdaş olmalarını ancak klasiği de hazmetmelerini öğretiyorum. Çağdaş bir sanatçı olarak çıkış yapmayı istiyorsak dayanacağınız en önemli noktalardan biri belleğinizdir, daha önce yapılanlardır. Geçmişi bileceğiz ve yolumuzu kendimiz seçeceğiz.

Günümüzde Çin ve Hindistan’dan gelen ucuz halılar, kültürel mirasımız olan halıcılığı ve ülkemiz halı sektörünü sizce ne şekilde etkiliyor?

Çin ve Hindistan sadece halıda değil, tüm tekstil alanında dünyayı bir baskı altında tutuyor. Dünya pazarında aynı kulvarda yola çıkıyorsunuz fakat satış alanında rekabet edemiyorsunuz. Çünkü ucuza satıyorlar. Bir örnekle açıklayacak olursam; Hereke Halısı’nın patenti halen yok. Ancak Çinliler halının herşeyini inceleyip analiz ediyor ve sizden daha ucuza pazara sunabiliyorlar. Elbette ki yılmamak ve sıkı durmak gerekiyor. Rekabet kurallarını iyi bileceğiz ve sağlam duracağız. Bu her kulvarda böyle olmalı.

Son olarak eklemek istediğiniz birşey var mı?

Halı eğitimi ve üretimiyle uğraşanlar hep ileriye baksınlar. Geçmişi öğrensinler ve bilsinler. Ama günümüzle de uyum içinde olsunlar. Estetik ve sanatsal kaygı ön planda olmalı ki ortaya iyi bir ürün çıksın.

 

 » Ana Sayfa