| » Haberin Devamı... | |
|
EL HALISI KORUNUYOR MU?
Murat Ertekin: “Yurtdışından gelen halılar artık kamyonlara konularak Isparta’ya aktarılıyor. Orada kontrol edildikten sonra da tekrar İstanbul’a geri getiriliyor. Bu süreç sizi en başta zaman açısından geriye çekiyor ve daha fazla bürokratik sıkıntı yaratıyor. İkinci olarak da ekstra nakliye masrafları ortaya çıkıyor. El dokuması halı ithalatının kısılması ilk önce geçen yaz getirilen kota ile oldu diyebilirim. Yurtdışından getirilen tüm yün halıların Türkiye’ye giriş değeri yüksek bir fiyata sabitlendi ve onun üzerinden vergi ve fon alınmaya başlandı. Yani ucuz bir kalite getirseniz de pahalı bir kalite getirseniz de aynı vergi ve masrafları öder oldunuz.” - Kısaca kendinizden ve bu sektöre nasıl girdiğinizden bahseder misiniz? - İsmim Murat Ertekin. Ben aslında inşaat mühendisiyim ve bu sektöre girişim baba mesleği olmasından kaynaklanıyor. Çocukluğumdan beri el halısı sektörünün içindeyim. Daha önce tamamen yurtiçi üretimde yer alıyordum. Uşak tarzı halıların üretiminde rol oynuyordum. Daha sonra yurtdışı imalatına da başlamaya karar verdik ve yurtdışındaki imalatın koordinasyonu için Arendi Rugs & Designs firması kuruldu ve yönetimine geldim. Ancak yurtiçinde gerçekleştirilen imalatla ve ihracatıyla da ayrıca ilgilenmeye devam ediyorum. Arendi Rugs & Designs ağırlıklı olarak yurtdışındaki üretimle ilgileniyor. Uğur Halı’nın sahibi de babam M. Lütfü Ertekin’dir. Uğur Halı ağırlıklı olarak yurtiçi üretimle ve bu ürünün yurtiçi dağıtımı ve ihracatı ile ilgileniyor. Yurtdışında üretilen halıların tümü benim sorumluluğumda yapılıyor. Yoğunluğumuz el dokuma halıları üzerine. İthal olarak piyasada pek çok çeşit halı var. Fakat Türkiye’deki kalite anlayışı değişti. Örneğin, Çin’e gittiğiniz zaman çok kalitesiz bir halı yaptırabileceğiniz gibi çok kaliteli bir halı da yaptırabilirsiniz. İnsanlar da artık bunun farkına vardılar. Hindistan ve Nepal’de üretimlerimiz var, ancak her ülkenin şartları farklı olduğu için istediğimiz çizgiyi nerede yakaladıysak orada devam ediyoruz. İlk zamanlarda ülkemize Hindistan’dan giren halılar ne yazık ki kalitesizdi. Dolayısıyla Hindistan malı denildiğinde aklımızda olumsuz bir imaj oluşuyordu. Bundan seneler önce Çin’den gelen halılar da şimdikiler kadar kaliteli değildi. Artık halıyı nerede yaptırdığınızdan çok ne yaptırdığınız önemli hale geldi. Uğur Halı’nın çok uzun bir geçmişi var ve M. Lütfü Ertekin el halısı piyasasında en bilinen isimlerden birisidir. El halısı dediğiniz zaman sektördeki en büyük isimlerden biri Uğur Halı’dır. Ben de buradan yetişmiş olduğum için aynı çizgide ilerliyorum. Bizim için önemli olan herşeyden önce kalite ve müşterilerin memnuniyetidir. - Sizce el halısı konusunda Türkiye nereye gidiyor? - Türkiye el halısı üretiminde çok da iyiye gitmiyor. Peki bu iyi birşey mi? Aslında bir bakıma iyi birşey. Eğer bir ülkede el emeği isteyen bir üretimde, halı gibi, sanayileşmeye gidiliyorsa bu, ülkenin geliştiği anlamına geliyor. Bu güzel birşey. Ancak biz el emeği sanatının merkezi olan bir ülkeyiz, kalitemizden dolayı isim yapmış bir ülkeyiz ve günümüzde dokuyucular artık yavaş yavaş tezgahlarından çekiliyorlar. Bu nedenle de üretim az gelişmiş ülkelere doğru kayıyor. Dokuyucular bu işi daha iyi bir alternatif bulduklarında bırakıyorlar. Ancak şu anda ülke sanayileşiyor ve zenginleşiyor. Bu açıdan da biz durumu memnun edici buluyoruz, ama bir el sanatının yavaş yavaş kan kaybediyor olması da beni üzüyor. - Gümrüklerdeki yeni düzenlemeler sektöre nasıl yansıdı? - Bu değişiklikler son 1-1.5 sene içinde kademeli olarak gerçekleşti. İlk etapta İstanbul Gümrüğü Isparta’ya alındı. Yurtdışından gelen halılar artık kamyonlara konularak Isparta’ya aktarılıyor. Orada kontrol edildikten sonra da tekrar İstanbul’a geri getiriliyor. Bu süreç sizi en başta zaman açısından geriye çekiyor ve daha fazla bürokratik sıkıntı yaratıyor. İkinci olarak da ekstra nakliye masrafları ortaya çıkıyor. El dokuması halı ithalatının kısılması, geçen yaz getirilen kota ile oldu diyebilirim. Yurtdışından getirilen tüm yün halıların Türkiye’ye giriş değeri yüksek bir fiyata sabitlendi ve onun üzerinden vergi ve fon alınmaya başlandı. Yani ucuz bir kalite getirseniz de pahalı bir kalite getirseniz de aynı vergi ve masrafları öder oldunuz. Bu uygulama ile Türkiye’ye düşük bir kalite halı getirmek akılcı olmaktan çıktı, çünkü vergi ve masrafları halının kendisinden daha fazla tutar oldu. Buna gerek var mıydı? Aslında vardı, çünkü maalesef her sektörde olduğu gibi bu sektörde de kötü niyetli insanlar olabiliyor. Mesela, yurtdışında üretilen bir halı normal girmesi gereken değerin yarısı hatta çeyrek değeri beyan edilerek Türkiye’ye sokulabilirdi. Tabi bu bir anlamda vergi kaybına neden olabilirdi. Ayrıca haksız rekabete neden olabilirdi. Bu kota bizim normal standart imalatlarımızdaki maliyetleri arttırdı. Neticede yüksek kalitedeki bir ürünü Türkiye’de mümkün olduğu kadar ucuz bir fiyata satmaya çalışıyoruz, çünkü insanlar eskisi gibi çok rahat para harcamıyorlar. El dokuma halı da pahalı bir ürün. Doğal olarak da çok düşündürtüyor. Bu kota ile ithalat oranları kısıldı, ancak bu da yeterli olmadı. En son olarak, yılbaşı itibariyle yeni bir kota sistemi getirildi. Bu son kota düğüm sayısını baz alarak halıları kategorilere ayırıyor ve Türkiye’ye halı ithal edilirken vergilendirilecek en düşük değer, önceki kotada sabitlenen yüksek değerden başlayarak dokuma sıklığı arttıkça, yani kalitesi arttıkça, vergilendirilecek değer çok daha yüksek giriş değerlerine çıkartılıyor. Bu şekilde ince ve sık bir kalitenin vergi ve masrafları bir önceki kotaya göre çok daha arttırılmış oluyor. Bu ne demek; Türkiye’de ince dokunan Hereke halıları gibi halıların imalatını yurtdışında yaptırdığınız zaman ödediğiniz fonlar, vergiler ve masraflar fahiş değerlere yükseliyor. Yurtdışı yerine bu halıları Türkiye’de yaptırmak durumunda kalıyorsunuz ki Türkiye’deki üretim kısıtlılığı nedeniyle bu bambaşka bir sorun. Yani ne kadar yüksek kaliteli bir halı getiriyorsanız o kadar fazla vergi, fon ve masraf ödüyorsunuz. Geçen yaz gelen ilk kota bir açıdan sevindiriciydi, bu kotalar nedeniyle düşük kalitede ürün girmeyecekti ülkemize. Örneğin, ben kaliteli bir halı üretiyorum, bir başkası daha düşük bir kalitesini üretiyor, ama bunların piyasadaki genel isimleri aynı. Aradaki farkı anlayamayan tüketiciye göre benim ürünüm pahalı gözüküyor. İlk gelen kotadan sonra, düşük kalite halı üretenler ya artık daha yüksek kalitesini üretmek zorunda kalacaktı ya da imalatı bırakacaktı. Neticede üreticiler daha kaliteli halı imalatı yapmaya yönelecekti. Biz de firma olarak hemen imalatımızdaki kalite standartını bir sınıf yükseltmiştik ve daha ince, daha yüksek kaliteli halılar yaptırmaya başladık. Ancak ikinci bir kararla getirilen bu son kotalar daha ince ve daha kaliteli halı getiren bizleri de sıkıntıya düşürdü. Son satıcılar bu artan vergileri de fiyata birebir yansıtamıyor. Çünkü bir ürünün piyasada oturmuş, kabul görecek bir fiyatı var. - Getirilen bu uygulama, Türkiye’deki el halıcılığını korumaya yönelik olabilir mi? - Uygulama ilk başta bu amaca yönelik tasarlandı zaten. Ancak göz ardı edilen bir nokta oldu; Türkiye’de, Türkiye’yi besleyecek kadar el dokuma tezgahı ya da dokuyucu yok. Yurtdışından halı getiren firmaların çoğu son kota ile el dokuma halısı ithalatı yapamaz oldu. Birçok firmanın halıları daha yoldayken ve hatta gümrükteyken ödeyeceği vergi ve fonlar altından kalkılamaz değerlere yükseldi. Birçok ithalatçı firma bundan büyük zarar gördü. Türkiye’de üretilen halı miktarı çok yetersiz, bir de ithal el dokuması halılar çok kısıtlandı. Türkiye’deki el halıcılığını koruyalım derken Türkiye’de el dokuma halısı bulmak zorlaşacak farkında mıyız acaba. Bu arada ülkemizin bir turizm ve el sanatları cenneti olduğunu da unutmamak lazım. Bunun haricinde çok daha başka konular da var. Örneğin, Doğu ve Güney Doğu’da köy enstitülerinde ve atölyelerde imalat yapılması konusunda bir girişimde bulunduğunuz zaman, bu işin aslında o kadar da kolay olmadığını görüyorsunuz. Bunun nedeni de şu; işin içinde bir çok farklı kuruluştan insan var ve bu kişilerin bir masaya oturup ikna olması gerekiyor. İşe o şekilde başlıyorsunuz. Bürokratik çok fazla mesele var. Neticede zaman da çok önemli bir faktör. Enstitü atölyelerinde çalışan dokuyucuların halıyı dokuma süreleri ile bizim şu anda çalıştığımız dokuyucuların halıyı dokuma süreleri arasında uçurum farklar var. Enstitü atölyelerinde halı çok daha yavaş dokunuyor. Doğal olarak bu zaman zarfında halının modası da geçebiliyor. Devletin getirdiği bu kısıtlamalar aslında Türkiye’deki üreticiyi korumak adına. Biz zaten Türkiye’de de üretim yapan bir firmayız. Ancak, bu uygulamalar neticesinde yabancı yatırımcılar da büyük sıkıntılar yaşadı. Yeni getirilen kotalar çok hızlı bir şekilde uygulamaya sokuldu. Bir halının dokunup Türkiye’ye getirilmesi en az 3-4 ay sürdüğü, firmaların hali hazırda tezgahlarda halılarının dokunduğu ya da dokunmuş olup yolda Türkiye’ye geliyor olduğu düşünülmedi. Firmalara yeni uygulamaya göre hareket etmesi için zaman tanınmadı. Birçok firmanın maliyetleri bu yeni uygulama ile birden çok yükseldi. Türk ve yabancı yatırımcıların çoğu bu durumdan zarar etmek zorunda kaldı. Türkiye’deki bazı şartların çok hızlı ve ani değişmesi herkesi tedirgin ediyor haliyle. Ticaret yapan her firma önünü görmek ister. - Sizin bu konuya bir çözüm öneriniz var mı? - Benim bir prensibim vardır, kendinizi bir sorundan bahsetme hakkına sahip görüyorsanız kafanızda en azından bir çözüm önerisi de olması gerekir. Benim önerim şu; vergilendirme ve fonlar kalite sınıflarına göre doğru olarak yapılmalı. Kalitesiz halıların ithali zorlaştırılırken, kaliteli halıların vergi ve fonları fahiş olmamalı. Getirilecek herhangi bir uygulama için sektör şartlarına göre firmalara gerekli zaman tanınmalı. Artık Türkiye’nin zengin bir ülke olma yolunda ilerlediği kabul edilmeli. Türkiye’nin bugün geldiği konum daha iyi anlaşılmalı. Türkiye’de el dokuması halılarını bir sanat olarak görüyorsak, imalata teşvik edici kararlar alınmalı, halının Türkiye’de üretilmesi için gerekli düzenlemeler, doğru incelemeler neticesinde yapılmalı. Özellikle Doğu ve Güney Doğu bölgelerimizde bürokrasi hafifletilmeli. Ülkemizde imalat yapmak zaten zorken üreticilere daha da büyük zorlukların çıkartılması akıllıca değil. Benim istediğim devletin bilinçli davranması. İthalattaki kısıtlamaları getirirken yurtiçindeki üretimi teşvik edecek karar ve düzenlemelerin de beraberinde getirilmesi gerek. Sektörler için zaman kavramı daha itinalı değerlendirilmeli. Emrivaki vergi ve fonlar, irdelemeden alınan kararlar ve uygulamalar belki bir sorunu ortadan kaldırabilir ancak bunların çok daha fazla kritik yeni sorunlar ortaya çıkartabileceği de düşünülmeli. Türkiye sanayileşen bir ülke ve sanayileşmiş diğer Avrupa devletlerinden de örnek alınabilir, onların benzer konularda getirmiş olduğu çözümlere bakılabilir. - Halı yaşadığımız mekanlarda bir moda artık bir moda haline geldi. Sizin bu konudaki düşünceleriniz neler? - İnsanların halıya bakış açısı da değişti zaman içinde. Eskiden el halılarına olan ilgi daha fazlaydı. Çağımızda modern tarzdaki desenler daha çok beğeniliyor. İnsanlara aslında neyin daha güzel olduğu empoze ediliyorsa, o tercih edilir bir hale geliyor. İnsanlar dönem dönem modernleşme yoluna gider, bu durum bir süre devam eder ancak sonra tekrar klasiğe bir geri dönüş yaşanır. Türkiye’de ve dünyanın genelinde bir hızlı tüketim devri yaşanıyor. Ama şu var ki klasikler hiç bir zaman zerafetini kaybetmez. - Türkiye’de el halısı üretiminde istenen renk ve desenin çıkmasında zaman zaman sıkıntı yaşanıyor. Bu konudaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz? - Bu durum Türkiye’de dokunan halının bir cilvesi aslında. Bunun önüne senelerdir geçemiyoruz. Bu konuda dokuyucuya ne kadar baskı uygulasak da, aman değiştirme desek de, ne yaparsak yapalım engel olamıyoruz. Bu biraz da bizim Türk dokuyucularımızın çok duygusal insanlar olmasından ileri geliyor, bir renk hoşuna gitmedi mi gitmiyor işte. Zaten dokuyucu sayısı çok az olduğu için pek de kırmaya gelmiyor bu insanları. Ancak bu durum yurtdışında genellikle böyle değil. Yurtdışında dokuyucuya hangi renkleri verdiyseniz, genellikle o renk çıkıyor ortaya. Sizin verdiğiniz desen, ölçü ve renk ne ise hemen hemen aynısı çıkıyor. Dokuyucular arasındaki bu fark bana göre kültür farkından kaynaklanıyor. Yurt dışındaki dokuyucu bu işe biraz daha ticari bakıyor. - El halısı alırken tüketici doğru ürünü almak için nelere dikkat etmeli? - El halısı alırken insanların dikkat etmesi gereken aslında birçok şey var. Ancak el dokuma halısı TSE gibi belgelendirilemediği için biraz da firmaya güvenmek gerekiyor. Halı alırken en başta bir tarz belirlemelisiniz ki bu sayede halıyı mobilya, perde ve hatta duvarlarınızın rengi ile uygun bir hale getirebilesiniz. Ayrıca tüketici şunu da göz önünde tutmalıdır; kaliteli yün kendisini her zaman temizliği ve parlaklığı ile belli eder. Kalitesiz bir yünün pırıl pırıl parlaması mümkün değildir. Önemli olan bir halıda kullanılan yünün yumuşaklığı, temizliği ve parlaklığıdır. Bunlar halının kalitesini gösterir. Kalitesiz halı genellikle kaba olur, dokunduğunuz zaman bir sertlik hissedersiniz ve daha mat bir görüntüsü vardır. Tafting halılar şu sıralar Türkiye’de satışı çok fazla olan moda bir ürün. Eğer yapıyorsanız en kalitesini yapıp getirmeniz gerekir diye düşünüyorum ama bir el dokuması kadar dayanıklı bir halı olduğunu düşünmüyorum. Bizim de şu andaki üretimimizin tamamı el dokuması halıları üzerine olduğu için tafting halılar hakkında çok fazla birşey söyleyemem. |
|