|
|
» Haberin Devamı... | ||||
|
BURSA'DA SAYGIN BİR MARKA: TİKE HALI
Nuri Tike: “Son zamanlarda konsept mağazalar moda oldu. Konsept mağazacılık olayına ilk başlayan firmalardan biri de biziz. Biz bu mağazalarda mobilya ile halıyı birleştirerek modern ürünlerin, hand tufted ürünlerin ve modern makine halılarının sergilemesini yaptık. Bu türlü mağazalar oldukça revaçta.” - Sizi kısaca tanıyabilir miyiz? - İsmim Nuri Tike, 1946 Sivas doğumluyum. İlk, orta ve lise eğitimimi Sivas’ta yaptıktan sonra İstanbul’a gelip gazetecilik okudum. Gazetecilik okudum ama bu mesleği hiç yapmadım. Tekrar Sivas’a döndüm ve mahalle bakkallığından ticarete başladım. Saray Halı’nın kurucularından merhum Fahrettin Arar beyefendi, Sivas’a geldiğinde beni ziyaret etti ve bana iş teklif etti. Ben de kabul ederek Kayseri’ye gittim. Saray Halı‘nın kuruluşundan itibaren (1973-1978) beş yıl boyunca Ticaret Müdürlüğü görevini yaptım. Daha sonra 1978 yılında Saray Halı’nın Bursa bölgesi merkez olmak üzere, geniş bir yelpazede toptan dağıtımının yanısıra yapağı ve sentetik elyaf ticareti yaptım. Daha sonra da Saray Halı toptancılığını bırakarak kendi firmamı kurdum. - Tike Halı, sektörde kaç yıldır faaliyet göstermektedir? - 1990 yılında başladık. Yürütmenin başında oğlum Tolga Tike‘nin bulunduğu Tike Halı, halen taahhüt işleri, ithalat, ihracat, toptan ve perakende her türlü halının ticaretini yapan bir firmadır. - Mağazalaşma konusundaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz? - Şu anda 8 noktada mağazamız var. Türkiye’nin birçok yerinden birçok halıcı Tike mağazası açma talebinde bulunuyor. Biz de franchising sistemini düşünüyoruz, bu konuda çalışmalarımız var. Alt yapıyı iyi oturtmamız gerekiyor. Tike Halı olarak mağazalarımızda her türlü ürün satışı yapıyoruz ancak her mağazada her ürüne ağırlık vermiyoruz. Örneğin, bir mağazamızda makine halısına ağırlık veriyoruz, bir diğerinde ise el halısına. Yerleşim bölgesine ve müşterilerin tercihine göre ürünleri belirleyip, mağazalarımızda o ürünlere ağırlık veriyoruz. Bu şekilde de başarılı oluyoruz. Türkiye gerçeklerini görüp ona göre hareket etmek lazım. Mesela son zamanlarda konsept mağazalar moda oldu. Konsept mağazacılık olayına ilk başlayan firmalardan biri de biziz. Biz bu mağazalarda mobilya ile halıyı birleştirerek modern ürünlerin, hand tufted ürünlerin ve modern makine halılarının sergilemesini yaptık. Bu türlü mağazalar oldukça revaçta ancak devamlılık sağlarlar mı bunu bilemiyorum. Neticede bu bir trenddir ve bir kaç yıl sonra ne olur bilinmez. Örneğin, biz Çin’den halı getirdik ve 2 günde onbinlerce metrekarelik satış yaptık. Ancak şimdi bu ürünlerden hiç satılmıyor. Tike mağazaları açma konusunda talepler var, ancak bu işe başlayacak kişilerin geçici bir hevesle değil de uzun vadeli düşünmesi gerekir. - Sektörün gidişatı hakkındaki düşünceleriniz neler? Yeni trendlere bakışınız nasıl? - Devletin kendi üreticisini koruması açısından bakacak olursak bazı tedbirler almış olmasına saygı duyuyorum. Isparta Borsa Başkanı, Isparta’daki halıcılığı kurtarıp geliştirmek için çareler arıyor. Orada halı üretilebilecek onbinlerce tezgah ve genç kızımız var. Netice yurdumuzun köylerinde bu işi yapabilecek insanlar var ve onlara bu işi götürüp denemek gerekir. Ancak ne yazık ki ben el halıcılığının artık bir yerlere gelebileceğine inanmıyorum. Eğer atölye sistemine dönülebilirse, devlet de bu sistemi teşvik ederse ve bu organizasyon sağlanabilirse o zaman bu iş yürür. Herkes kendi köyünde oturacak veya bu köylerin yakınında belirli merkezler kurulacak ve bu merkezlerde örneğin, 100 kişi çalışacak. Tabi bu kişilerin başında onlara standart üretimi yaptıracak, işin takibini gerçekleştirecek bilinçli kişiler, hocalar olacak. Şu anda köylerdeki tezgahlar boş duruyor ve dolayısıyla insanlar tarlalarda, bahçelerde çalışıyor artık. Bu işin belirli bir düzenle yapılması gerekir, yoksa kopukluklar olur. Atölye sistemine dönülürse, ölçüler ve renkler de disipline edilip standart haline getirilirse o zaman bu iş yürür. Ancak bu işi kim organize edecek? Hangi müteşebbüs ilgilenecek? “Niye?” diye soracaklar, “neden böyle bir sıkıntıya gireyim!” denilecek. Dolayısıyla bu organizasyonun kesinlikle devletin öncülüğünde gerçekleşmesi gerekiyor. Türkiye’deki halıcılık ancak böyle kurtarılır. Ben de Çin’de, Hindistan’da ya da Nepal’de halı üretmeye meraklı değilim. Ancak hem fiyatları uygun hem de kolay bir yöntem. - Türkiye’de bir de istenilen desenlerin doğru üretilmemesi gibi bir sıkıntı yaşanıyor. Bu konudaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz? - Bu konuda Sivas halısından örnek vereyim; Sivas halısı, Sivas’ta sadece Sivas Cezaevi’nde dokunurdu. Bu halılar da İran halıları gibi dünya literatüründe ön planda olan halılardı. Ancak bunlar çok az dokunurdu, yılda en fazla 100 parça çıkardı. Ayrıca halıya kim başlamışsa o bitirirdi; böylece halı kusursuz çıkardı. Bunu köylere göre düşünecek olursak, genç kızımız o yörenin geleneksel renk ve motifine kendisine göre fikirler katabiliyor. Bu şekilde de halılar dejenere oluyor. Tabi bunda biraz da iş adamlarının payı var; örneğin Milas halısını modern bir şekilde yapalım diyorlar. Bu gibi nedenlerden ötürü Türk halıcılığının geleceği açısından çok da ümitli değilim. - Gümrüklerde halı ile ilgili gerçekleştirilen yeni düzenlemeler hakkında düşünceleriniz nelerdir? - Küçük firmaların bu değişiklikler nedeniyle ortadan kalkması doğal bence. Bunun zaman içinde daha da hızlanacağını düşünüyorum çünkü yetişemeyecekler. Bir makine halısı firması önceleri tek bir kalite ürün yapardı ve bu ürünün de en fazla 10 tane deseni ve 5-6 tane de ölçüsü olurdu. Şimdi en az 8-10 kalite ürün yapılıyor ve hepsinin ölçüsü, deseni farklı. Sadece tek bir markanın ürününü satmak üzere bir mağaza açmış kişinin bağlayacağı sermayeyi, stok maliyetini düşünün. Üstelik tek bir marka ile de devam edemez. Bir kaç çeşit daha koyayım denildi mi daha da çok sermaye gerekiyor. Bu nedenle büyük ve güçlü firmalar işlerine devam ederken küçük firmaların azalmasını normal buluyorum. Tabi diğer yandan devletin ithalatı zorlaştırmak için aldığı kararları çok da doğru bulmuyorum. Avrupa Birliği’ne girmeye çalışırken gümrük duvarlarını kaldırıyorsun sonra da kendi üreticini korumak açısından bir takım tedbirler alıyorsun. Gümrüğü Isparta’ya almakla elimize ne geçecek? Benim düşüncem daha önce de dediğim gibi köylerdeki genç kızlarımıza imkanlar sunulmuş olsaydı, devlet bu anlamda bir girişimde bulunsaydı daha doğru olurdu. Türkiye’de biliyorsunuz ticaret ve sanayi odaları var. Sivil toplum örgütlerinin hepsi ihtiyaçtan doğar. Ben mesela yıllardır çeşitli sivil toplum örgütlerinin üyesiyim. Uzun yıllar yönetimlerinde görev aldım. Her yeni gelen yönetim de yeni birşey yapma heyecanı taşıyor. Sektörle ilgilenip sesini duyurmaya çalışıyor. İş adamları, topluma nasıl faydalı olabiliriz fikrinden yola çıkıp çözüm üretebilmek için bu birlikleri kuruyorlar. Halıcılıkta da birkaç iş adamının bir araya gelip bir dernek kurması mümkün aslında. Ancak bu işte gecikilmiş. Şu andan itibaren bu işe sağlıklı bir başlangıç yapabilmek için mutlaka devletin yaptırımlarına, devletin desteğine ihtiyaç var. Belli bir bakanlık kontrolünde, sektörün çeşitli kademelerinden fikir üretip zamanını verebilecek iş adamlarını bir araya getirecek bir organizasyon kurulabilir. Tabi devletin de buna inanması gerekiyor öncelikle. Böyle bir örgütlenmenin öncü olacağını düşünüyorum. Bunu oluşturmak lazım. Buna ön ayak olacak birileri gerekiyor. Bu işin öncülüğünü de siz yapabilirsiniz mesela. Bu konuyu sektöre iletebilirsiniz. İhracatçı, İthalatçı ve üreticilerle konuşularak deneyimli, güçlü ve öncü firmaların temsilcilerinin bu örgütlenme içinde olması sağlanmalıdır. |
|||||