» Haberin Devamı...

Başaran Halı, sektörün geleceğini yorumladı
MARKA YATIRIMLARINA ÖNEM VERMEK GEREKİYOR

İbrahim Dayıoğlu: “Makine halıcılığı Belçika’da oldukça yaygındır biliyorsunuz; şimdi Belçika inişte ve Türkiye yükseliyor. Bu trend ne kadar yükselecek? En fazla 5 ya da 10 yıl ve bu süre sonunda bir başka 3. dünya ülkesi bizden alacak bu işi. Benim düşüncem bu yükseliş döneminde farklı şeyler yapıp makine yatırımlarından ziyade marka yatırımlarına önem vermek gerekiyor. Bu da ancak renkle, desenle ve farklı bir anlayışla gerçekleşebilir.”

Gaziantep’te kurulu ülkemizin önemli halı üreticilerinden Başaran Halı Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Dayıoğlu ile Antep halıcılarının sorunlarını ve çıkış noktalarını değerlendirdik...

-Okuyucularımıza firmanız ve sizin hakkınızda kısa bir bilgi verir misiniz?

1967 yılında Besni’de doğdum. İlkokul, ortaokul ve lise eğitimimi Gaziantep’de tamamladım. Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde yüksek öğrenimimi noktaladım. Okul yıllarımda iş hayatına babamla beraber başladım. Yaklaşık 15 senedir babamla birlikte işin başındayız. Bizim asıl işimiz toptan tuhafiye ve  kilim imalatıydı, ben de o yıllarda hem okula gidiyor hem de tezgatarlık yapıyordum. 1985 yılında halı imalatına başladık ve o zamandan beri makina halıcılığını sürdürmekteyiz. Firmamızın 2. Organize Sanayi Bölgesi’nde, makine halıcılığı konusunda üretimi son teknoloji makinelerle devam etmekte olup kalite ve ilkeleriyle kendini kabul ettirmiştir. Halen Gaziantep Halıcılar Odası’nda yönetim kurulu üyeliği ve Gaziantep Sanayi Odası meclis üyeliği görevini yürütmekteyim.

-Gaziantep’teki halı üretiminin geldiği noktayı yorumlar mısınız?

Gaziantep’teki halı sektörü ne yazık ki hakettiği yerde değil. 2005 sonu itibariyle 400-500 milyon Dolar gibi bir halı ihracatı olacak. Bu çok ciddi bir rakam. Tüm bunları organize etmek ve organize ederken de aşırı bir rekabet ortamı yaratmayacak bir sistem oluşturmak lazım. Halı üretimi yapan firmaları ortak menfaatler konusunda birlikte hareket etme ruhunu yakalaması gerekir. Bu birlikteliğin bir çatı altında yapılması mümkün; en önemlisi bu birlikteliğe sahip çıkılması ve ortak kararlara uyum sağlanmasıdır. Bununla ilgili Gaziantep Halıcılar Odası ABİGEM ile birlikte bir çalışma yürütmekte olup üniversitede endüstri mühendisliği bölümü başkanı da bu işle ilgileniyor. Bu çalışmalarla; Gaziantep halı sektörünün sorunlarının nasıl aşılacağı ve doğru pazar ve pazarlama stratejileri araştırılmaktadır.

Gaziantep’in eksik noktalarını aşması için, firmaların kendini yenileyip kurumsal bir kimlik kazanması değişime ayak uydurması gerekmektedir. Ancak bu şekilde Gaziantep farklı bir konuma gelecektir. Şu anda Antep’te 300 civarında yeni makina parkuru söz konusu. Bu da yıllık yaklaşık 100-110 milyon metrekarelik üretim demektir. Firmalar sistemi bir altyapı ve değişime ayak uydurabilme noktasında organize olarak çalışırlarsa, buradan dünyaya 200-250 milyon metrekare satış rakamlarını yakalayabilir. Ancak firmalar birbirlerini taklit yoluna gider ve kendilerini yenilemezlerse az önce bahsettiğim 100-120 milyon metrekare 60 milyon metrekareye düşer. Çünkü herkesin aynı üretimi yaptığı bir kulvarda koştuğunuz zaman kar marjları aşırı rekabetten dolayı düşecek ve insanlar da buna dayanamayacaktır. Desende, renkte ve kalitede farklılık yakalanabilirse, üç Antep daha olur. Herkes aynı malı üreteyim diye diretirse, kar marjları düşer ve bu durum kimseyi kalite arayışına yöneltmez. Birşeyden kar ediyorsanız daha iyisini yapmak için çabalarsınız. Bu da ancak firma sahiplerinin bilinçlendirilmesiyle olur.

Dışardan gelen ürünler de iç piyasayadan pay alıyor. Üreticilerin bu konuda tüketicinin nabzını iyi tutması ve firmaların farklı çizgiler yakalaması neticesinde bunu durum yerli üreticilerin lehine çevirilebilir. Neticede bir risk almak gerekiyor ve Antep’de eksik olan biraz da budur. Bir de şu var; artık insanların halı kültürü değişmeye başladı. Halı eskiden dayanıklı tüketim malıydı. İnsanlar evlenmeden 6 ay ya da 1 yıl önce halısını alıyordu, ama şimdi insanlar evlenmeden 1 hafta önce halılarını alıyorlar. Çünkü halıyı perdesinin, duvarının ya da koltuğunun rengine göre seçiyor. 5 sene sonra mobilyalarını değiştirirken halısını da değiştiriyor. Bu sayede halı artık dayanıklı tüketim maddesi olmaktan çıktı ve bir moda haline geldi. Bu modayı yakalamak da ancak renk, desen ve tasarımla oluyor. Bunun getirdiği bir takım zorluklar da var. Yeni makinelerde üretim çok hızlı; o potansiyeli o satış hızını o renklerde sağlamanız önemli. Eski makineler ise zayıf; belli bir kapasitede çalışıyor. Ürün çıkarıldıktan sonra bakılıyordu eğer başarılıysa üretime devam ediliyordu, ancak şimdi durum tam tersi. Şimdi artık potansiyeli karşılayacak sistemi oturtmanız gerekiyor. Antep’in artık yavaş yavaş markalaşmaya yatırım yapması gerekiyor. İnsanların satın alacakları ürünle ilgili zihninde bir çağrışım oluşuyor. Firmaların kendi boyutları ve kendi ölçütleri içerisinde bir yatırım yapması gerekiyor. Bu yatırım fuar ve reklam çalışmaları ile olabilir. İnsanlar bu zamana kadar bu tür yatırımları boşa harcanan bir para olarak görüyordu. Bu konudaki düşünceler değişirse ürünler daha kaliteli olur ve kar marjları da yükselir. Marka olmuş bir ürün çok daha iyi fiyatlara satılabiliyor.

Makine halıcılığı Belçika’da oldukça yaygındır biliyorsunuz; şimdi Belçika inişte ve Türkiye yükseliyor. Tabi bu trend ne kadar yükselecek en fazla 5 ya da 10 yıl ve bu süre sonunda bir başka 3. dünya ülkesi bizden alacak bu işi. Benim düşüncem bu yükseliş döneminde farklı şeyler yapıp makine yatırımlarından ziyade marka yatırımlarına önem vermek gerekiyor. Bu da ancak renkle, desenle ve farklı bir anlayışla gerçekleşebilir. Diğer firmaların yaptıklarını yaparak değil de farklı bir konsept yaratarak olabilir. Eğer bir beklenti içindeyseniz o konuda yatırım yapmanız gerekiyor. Makine parkurunuz geliştikçe ürün gamınız da büyüyor. Neticede ana kalemler de bellidir; 10 tane ürününüz varsa bunun 5-6 tanesi kesinlikle yapmanız gereken standart üründür. Geri kalan 4 ürün ile de gerek renkleriyle gerek desen anlayışı ile farklı bir konsept yaratabilirsiniz. Her zaman için bir ana ürün vardır bir de geliştirilebilecek ürünler vardır. Birşeylerin öncüsü olursanız, tüketicide bir beklenti de oluşuyor. 

-Üretim kapasiteniz ve makine parkurunuz hakkında bilgi alabilir miyiz? Yeni yatırım hedefleriniz nelerdir?

Firmamız, Organize Sanayi Bölgesi’nde 1997 yılından beri bulunmaktadır. Şu anda yıllık üretim kapasitemiz 2-2.5 milyon metrekare civarındadır. 2005-2006 döneminde de bu rakamı iki katına çıkarmayı hedefliyoruz. Tabi pazarlama oranını iç ve dış piyasada %60-%40 gibi oranlamak istiyoruz ve yeni pazarlar hedefliyoruz. Sıkışan pazarlara tekrar yüklenmenin bir mantığı yok diye düşünüyorum. Firmamız bu konuda yeniliklere açık. Bir de 2005 yılı içinde dengesiz bir büyüme söz konusu. Biz ağır ama sağlam adımlarla gitmeyi tercih ediyoruz. Üretim kapasitemizin %80 kadarını kullanıyoruz ancak 2005 yılı içinde yeni yatırımlarımız olacak. Başaran Halı olarak hedefimiz gerek ihracatta gerekse iç pazarda Türkiye’deki ilk 10 firma arasında yer almaktır. Bu arada yeni ürünler yaratmayı da hedefliyoruz. Şu anda 20 ülke ile de ihracat çalışmalarımız devam etmekte.

-Ürünleriniz hangi ülkelere ihraç ediliyor?

Ürünlerimiz Orta Doğu’da Suudi Arabistan, Kuveyt, Ürdün, Filistin, İsrail ve Avrupa’da Fransa, Almanya, Danimarka gibi ülkelere ihraç ediliyor. Ayrıca Makedonya, Bosna Hersek, Arnavutluk, Bulgaristan ve Kosova gibi Yugoslav ülkelerine ürünlerimizi pazarlıyoruz. Amerika, Güney Afrika ve Avusturalya’ya da ihracatımız mevcut. Şu andaki kapasitemiz bu yoğunluğa yetmiyor; bu nedenle yeni yatırımlar hedefliyoruz; yeni ürün arayışı içerisindeyiz. Mevcut ürünler dışında farklı ve yeni bir konsept yakalama amacı taşıyoruz. Başaran Halı şu an Gaziantep’te ilk 10uin içinde yer alan bir firma. Bizi farklı yapan bir başka özellik de her zaman tasarım çalışıyor olmamızdır.

-Halıda desen ve tasarım çok önemli. Sizin bu konuyla ilgili bir bölümünüz var. Bu konuda nasıl çalışıyorsunuz?

Türkiye’deki insanların bu konuya bakış açısı ile Avrupa’daki insanların bakış açısı çok farklı. Türkiye’de halıya uzun vadede dayanıklı tüketim malı gözü ile bakılıyor. Örneğin bir televizyon ya da buzdolabı 20-30 sene kullanılıyorsa halıya da aynı gözle bakılıyor. Gerek Orta Doğu’da gerekse Avrupa’da halının uzun vadeli kullanımı söz konusu değil pek. Avrupa ülkelerinde  desen daha mordern ve farkı renk anlayışında tercih ediliyor. Türkiye’de ise bölgesel değişiklikler yaşanıyor; örneğin Doğu’da kırmızı ve koyu renkler hakim, Batı’da ise daha çok krem ve bejin açık tonları tercih ediliyor.

Her firmanın kendine özel oluşturduğu renk grupları aslında pek yok. Biz kendi içimizde 12 tane renk grubu oluşturmuş durumdayız; bunlardan bir tanesi müşterimize kesinlikle uyuyor. İyi bir hizmet verebilmeniz için dışardan gelen müşterinin ilk etapta hangi ülkeden geldiğini bilmeniz gerekiyor. Müşterinin ülkesini bildiğiniz zaman yılların vermiş olduğu tecrübe ile ne tür bir desen ya da hangi renkle satış yapabileceğinizi biliyorsunuz ve müşteriyi o şekilde yönlendirebiliyorsunuz. Müşteri zaten kendisine sunulan 40-50 desen arasından kendine uygun 5-10 taneyi kesinlikle seçiyor. Zaten belli müşteriler hemen hemen 1 yıllık desen ve renk koleksiyonunu sene başından belirliyorlar.  Arşivimizde o desenleri sunuyoruz ve oradan seçim yapabiliyorlar. Suudi Arabistan bölgesinde en çok kahve ve kırmızının tonları tercih ediliyor. Arap ülkelerinin desen tercihi de renge bağlıdır. Türkiye’de ise böyle değil. Örneğin müşterinin koltuk takımı kırmızı ise halının ortasında bej rengin hakim olmasını ve kenarında da ince kırmızı bir bordür tercih eder.

-Türkiye pazarına yönelik çalışmalarınız hakkında bilgi alabilir miyiz?

Türkiye’de yaklaşık 8-10 bölgede direkt toptancılarla çalışıyoruz. Toptancılar da illere ve ilçelere dağıtımını yapıyor. Ekonomisi, maddi gücü yüksek olan bölgeler verdiğiniz hizmeti sağlıklı bir biçimde alabiliyorlar. Ancak Doğu’da, mesela halıyı alan müşteri halıyı 3-5 sene kullandıktan sonra, halının polipropilen olduğunun farkında olmadığı için bu halı iyi değil diyor. Eskiden kaynaklanan bir halı kültürü vardır; buna göre halı 20-30 sene dayanır türünde bir inanç var. Ancak müşteri aldığı halının hammaddesinin özelliğini bilmediği için 5 yıl sonunda halının kötü olduğunu düşünüyor. Tüketicinin de halı konusunda bilinçlenmesi gerek. Halı bir moda haline geldiği için hızlı bir değişim yaşanıyor. Örneğin yurtdışında halı 2 senede bir değiştiriliyor. Ancak Türkiye’deki halı tüketicisinin halıdan beklentisi en üst düzeyde. Halının belirli kaliteleri var. Polipropilen halı aldığınız zaman ondan yün halı kalitesi bekleyemezsiniz. Ancak halıyı satanlar halıyı öyle bir lanse ediyorlar ki sanki herşeyiyle mükemmel, ömür boyu kullanılabilir. Türk tüketicisi halıyı aldığı zaman 10 sene kadar kullanmayı bekliyor ancak yeni jenerasyonla beraber bu düşünce yapısı da değişmeye başladı. Her 4-5 yılda bir ya mobilya değişiyor ya da perde değişiyor ve bu değişime ayak uydurmak için de halılar da değiştiriliyor. Sağlık açısından duvardan duvara halının da 2-3 yılda bir değiştirilmesi gerek, ancak bu değişimi yapmayanlar belirli bir süre sonunda parça halıyı tercih etmeye başlıyor. Laminat parkeyi en güzel tamamlayan parça halıdır ve bu nedenle dünyada parça halı  talebi konusunda artış yaşanıyor ve daha da yaşanacak diye düşünüyorum.

Biz burada geliştireceğimiz tasarım ve renkler ile farklılık yarattığımız zaman 100 milyon metrekarelik üretimin 200-250  milyon metrekareye çıkmaması için hiçbir neden yok. Tabi bunun da bilinçli bir şekilde yatırım yaparak gerçekleştirilmesi gerekiyor. Örneğin bir firmadaki makine sayısı arttırılıyorsa ar-ge araştırmalarının da, tanıtımın da, fuar organizasyonlarına katılımın da artması gerekir. Ancak bu şekilde ürünler geliştirilebilir. Bu çalışmalar doğru orantılı yapılmaması durumunda çok fazla üretimden ötürü yığılmalar meydana geliyor. Yığılmalar olunca aşırı rekabet söz konusu oluyor. Antep’te de ne yazık ki bir takım dalgalanmalar oluyor ve bunu önlemek için gerekli tedbirlerin alınması gerekiyor. Birşeyleri farklı yapmadığın sürece kazanamazsın. Son zamanlarda enflasyonun düşmesi ile birlikte insanlar en ucuz yatırım aracı olarak halı makinesi alıyor. Bu özellikle Antep’te görülen bir durum. İnsanlar araştırma yapmayı pek fazla önemsemiyor buda  sektörde bazı sıkıntılara sebeb oluyor..

-Pazara araştırma yapmadan giren firmaların, bu işi daha kurumsal bir yapıyla devam ettiren firmalara nasıl bir etkisi oluyor?

Sektöre yeni giren arkadaşlar, az önce bahsettiğim gibi kendilerini geliştirebilme ya da farklı pazar arayışı konusunda bir çaba gösterseler herhangi bir sıkıntı olmaz. Şu anki sistem şöyle; belli başlı müşteri portföyü olan firmalara daha uygun teklifler veriliyor.

-Antep’teki toplam üretimin ne kadarı belli bir çizginin üstüne çıkmış firmalar tarafından yapılıyor?

Şu anda mevcut 3 tane kulvar var; markalı ürünlerden oluşan Merinos’un kulvarı var, kendi ar-gelerini yapabilen, müşteri portföyü farklı olan ve belli bir noktaya gelmiş olan firmaların oluşturduğu bir kulvar var. Üçüncü kulvarda ise işe yeni başlamış, işi başka firmaların konseptlerini taklit ederek sürdüren firmalar yer alıyor. Tabi ki bizler bu üçüncü kulvardan rahatsız oluyoruz. Çünkü bu firmalar müşterilerimizin iletişim bilgilerini bir şekilde alıyor. Bu söylediklerim de bir şikayet şeklinde değil, neticede bizler burada bir bütünün içinde yer alıyoruz. Ancak rekabetin en son yapılacak şekli ilk yapılan oluyor ne yazık ki. Bu da ticaretin ciddiyetinin bozulmasına neden oluyor. Para kazanmak herkes için önemli ancak ticaretin de bir onuru vardır. Antep’de hırs ve çaba var; ancak çok hırslı davranıp en iyi benim derseniz birileri gelip sizi sollar gider. İyi olduğunuzu ifade etmenize gerek yok, müşterilerinizin sizin iyi olduğunuzu düşünmesi yeterli bence. Halıda belli bir konsept ile kendi ürün yelpazenizi oluşturmuyorsanız otomatik olarak yok olacaksınız demektir.

-Sektöre yeni giren oldukça güçlü firmalar da var. Onların sektöre katkısı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Buradaki üretimin fazlalığı, Gaziantep’in bir merkez haline gelmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Tabi bu ancak bilinçli bir çaba halinde gelişirse olur. Belçika daha önce bizim yaşadıklarımızı yaşamış bir ülke. Eğer onların bir 5-10 yıl önceki tarihçesine bakarsanız aynı olaylar orada da gerçekleşmiş; gelen müşteri kapışılmış, fiyatlar kırılmış ve bakmışlar bu iş bu şekilde olmuyor. Böylece elinde 1 ya da 2 makine bulunan firmalar belli bir kar marjıyla büyük firmalara fason çalışmaya başlamış. Çünkü elinde 1-2 makinesi bulunan firmalar ne kalitede ne de hizmette çok tamamlayıcı olamazlar. Bugün firma olabilmenin getirdiği bir makine parkur gerekliliği var; eğer o makine parkuruna sahip değilseniz başarılı olamazsınız. Çıtayı her zaman yükseltmek gerekiyor. Diyelim ki ben 5 ürün yapıyorum ve ürün sayımı 10’a çıkarıyorum; o zaman müşterilerim benden daha çok satın alır ve müşteri sayım da artar. Aynı süpermarketler mantığı gibi ürün yelpazesini genişletip aynı zamanda marketin alanını da genişletmek gerekiyor. Müşteri geldiği zaman mağazada her türlü ürünü bulabilmeli ve burada istediği her ürünü bulduğu için de başka firmaya gitmeyi düşünmemeli. Markalaşma konseptinde de farklı şeyler yakalanırsa büyümemek için hiç bir engel kalmaz. 2005 yılının biraz çalkantılı olacağını düşünüyorum ancak 2006 yılından sonra Antep’in 5 ile 10 yıl arasında bir süre dünya çapında ünlenecek ve halı almak isteyen insanların ilk adresi olacak. Halıyı sadece çalışanlardan ibaret görmemek lazım, halı olmadığı zaman iplik, çözgü ya da ya nakliye sektörü de olmuyor. Bunları komple düşünürseniz ciddi bir istihdam da söz konusudur. O yüzden bu sektöre sahip çıkmak gerekiyor. Sadece bizlerin değil devletin de sahip çıkması gerekir.

-Hangi elyaf cinsleriyle üretim yapıyorsunuz?

Şu an için üretimimiz sadece polipropilendir, ancak önümüzdeki günlerde akrilik üretimine de başlayacağız. Akriliğin dünya klasmanında çok büyük bir yeri yok, ancak iç pazar için kesinlikle gerekiyor. Biliyorsunuz Amerika’nın, İsrail’in ve Avrupa’nın çoğu noktalarında akrilik satışı yok. Ancak Türkiye’de akrilik kullanımı halen devam ediyor. Tüketim anlayışı değiştiği için polipropilen yerini koruyacak diye düşünüyorum.

Birçok insanın evinde yün halı var, ancak yeni ve modern halılar istiyorlar ki bu da değişimin bir işaretidir aslında. Yerli üreticiler de bu yeni renk anlayışına ayak uydurmaya başlamış durumda.

 

 » Ana Sayfa