|
|
» Haberin Devamı... | ||||||
|
TÜRK EL HALICILIK KÜLTÜRÜ TARİHİ -II
Osmanlı
kumaş, cilt, tezhip, hat, ebru ve seramik sanatlarının da
zirvesi sayılabilecek bu dönemlerde özellikle nakkaşhanedeki çok
kuvvetli kalemler, Osmanlı üslubu da denilen tarzda bu alanlarda tarihe
mal olmuş nefis eserlerin yanı sıra halı ve kilim
tasarımları ve uygulanmış örnekleriyle
halıcılık tarihimizdeki Osmanlı Saray üslubu dönemini
başlatmışlardır. Madalyonlu Uşak veya Yıldızlı
Uşak halıları bu üslubun çok güzel örneklerini
yansıtmaktadırlar. Osmanlı
sarayı için kumaş, cilt ve çini desenlerini de hazırlayan Saray
nakkaşları, geliştirdikleri desenlerini halılar için de
uygulayarak bu alanda güzel halıların dokunmasını temin
etmişler ve Sultanlara hediye sunulan bazı özel halılar için çok
yüksek armağanlar alarak taltif edilmişlerdir. Saray nakkaş
başı Şah Kulu’nun eserlerinde görülen kıvrık hançerin
yaprakların birbirini keserek çıkan tarzı, saz üslubu
adını alarak halılarımıza
yansıtılmış, kendisinden sonra nakkaş başı
olan Müzehhip Kara Memi’nin geliştirdiği ve Türk çiçekleri
adını alan lale, sümbüli, karanfili, gül ve bahar açmış
dallar gibi natüralist bir üsluple birleşerek, Osmanlı halı
sanatındaki çok zengin saray üslubunu ortaya
çıkarmışlardır. Bu
dönem Osmanlı Saray halılarını, aynı dönemde
dünyayı etkilemeye başlayan İran halılarından
ayrı değerlendirmekte fayda bulunmaktadır. İran
halılarının desen anlayışı Osmanlı Saray
üslubu desenlerden birçok yönüyle çok farklı özellikler taşır.
Önemli bir ayıraç, Osmanlı desenleri Selçuklu’daki gibi
aşırı üsluplaştırılmış olmasa da
bitkisel imgelerin gerçeğini sadece hatırlatmak istercesine çok zarif
bir biçimde dekoratifleştirilmesidir. İran halılarında ise
hem bitkisel formlar gerçeğine yakın ve çok figüratiftir, hem de
hayvan figürlü sahneler tıpkı av sahnesinde olduğu gibi estetik
veya dramatiktir. Bilindiğinin aksine Osmanlı saray
halıları, tam natüralist değil, daha biçimsel ve kendine
özgüdürler. Dolayısıyla da İran tasarımları hiçbir
şekilde taklit edilmemişlerdir. Saray
ve nakkaşhane menşeli bu halıcılık
dışında bütün bir Anadolu’da, gerek yerleşik düzende
yaşayan Türkmen nüfusun bulunduğu kesimler, gerekse 17.
yüzyıldan itibaren artık yerleşik düzene geçmeye
başlamış olan yarı konar göçer Türkmen nüfusunun
bulunduğu Batı, Orta ve Doğu Anadolu’daki büyük bir geleneksel
dokuyucu kesimi, kendine has ve özgün ürünler vermeye de devam
etmişlerdir. Bu dönemlere ait olup vakıf camilerine teberru
edilmiş bulunan ve bugün Türkiye müzeleriyle yurtdışı
koleksiyonlarında yer alan çok sayıdaki halı örneği, bu
dönemin zenginliğini kanıtlamaktadır. Batı
Anadolu’da Bergama ve Uşak çevresi, Orta Anadolu’da Sivrihisar,
Şarkışla ve Konya çevresi bu dönemin yarı konar göçer
geleneksel Türkmen gruplarının en karakteristik ve güzel
halılarının yapıldığı dokuma merkezleridir. 17.
yüzyıl başlarında saray çevresi ve Uşak Atölyeleri
dışında Anadolu’nun mahalli ve geleneksel köy ev
tezgahlarında, çok ender özellikte halı grupları oluşmaya
başlamıştır. Bu gruplar içinde belki de en enteresanı
Şarkışla halılarıdır. Orta Anadolu
halıcılığı içinde değerlendirilen ve dünya
düğümlü dokuma kültürü içinde, etkilendiği veya karşılaştırmalarının
yapılabildiği hiçbir halı grubu ile bir bağlantı
kurulamayacak şaşırtıcılıktaki bu halılar,
gerek teknik yapısındaki alternatif çözgü tellerinin
kullanılması farklarıyla, gerekse motif ve desen
karakterlerindeki kendine özgü ve benzeri olmayan yapısıyla çok kıymetli
halılardır. 17.
ve 18. yüzyıllar döneminde ele alınması gereken ve kesin
gruplandırmalara da giremeyecek ölçüde, tamamen kendine özgü desen
yapısı ve teknik yapısı bulunan geleneksel
halılarımız da gruplandırmaya girmeyen “Geleneksel Anadolu
Türk El Halıları” olarak ayrı bir araştırma konusu
içinde ele alınmaktadır. Bu kıymetli erken dönem
halıları, Anadolu geleneksel halı grupları içinde
değerlendirilemeyecek kadar az dokunmuş örneklerdir. Bugün için tek
örnek olarak bulunan bu parçalar, diğer geleneksel halı
gruplarıyla da benzer nitelikler taşımaması nedeniyle
münferit değerlendirilmek zorunluluğunda olan nadir örneklerdir. Camilerimizin
bakıma ve korunmaya muhtaç teberrukat yığınları
arasında insanı şaşırtacak güzellikte ve çok
kıymetli halıların bulunması mümkündür. Bergama’dan Kars’a
kadar, Anadolu’muzun bu dönem geleneksel dokuma merkezleri
araştırılamadığı için bu halılarla ilgili
betimleme çalışmaları münferit yapılabilmektedir. Anadolu
Türkmen dokuyucusunun zengin renk ve desen dünyası, geleneksel halı
tasarımına hep yeni şekil ve formları kazandırabilecek
olgunluktadır. 1750’lerden
itibaren Anadolu iskan tarihinde önemli gelişmeler yaşanmaya
başlar ve Anadolu’da konar-geçer olarak geniş bir coğrafyada
yaşayan Türkmen gruplarının belirli coğrafi bölgelere
iskanları hız kazanır. Böylece yerleşik düzene geçmeye
başlayan Türkmen nüfusu ile birlikte 18. yüzyıldan itibaren, yeni
geleneksel köy el halılarının kimlikleri belirlenmeye
başlar. Daha önce Batı, Orta veya Doğu Anadolu geleneksel el
halıları içinde kimlik değerlendirmesi yapılan geleneksel
halı grupları, bu dönemden itibaren oluşmaya başlayan
Türkmen oymak adı veya bulundukları yer adlarına göre alt kimlik
grubu olarak tanımlanabilmişlerdir. Batı
Anadolu geleneksel el halıları içinde oluşan en belirgin
geleneksel tarz, Gördes ve Kula’ya yerleşen Türkmenlerin
oluşturdukları geleneksel kimliğe sahip düğümlü
dokumalardır. Yerleşilmiş bulunan bölge adı ön plana
çıkartılarak kimliğini bulan Gördes ve Kula dokumaları, 18.
yüzyıldan itibaren mahalli Anadolu dokuma geleneğine çok
kıymetli ürünler kazandırmış bir bölgedir. Mihraplı
veya çifte mihraplı desen anlayışları, ince düğüm
kategorisinde ele alınabilen yüksek kaliteleri ile karakteristik
olmaları yanı sıra, iki bin yıllık kapalı
düğüm tarzı alışkanlığını da ismini
verebilecek düzeyde önemli bir dokuma merkezi olan Gördes; aynı zamanda
Transilvanya halıları olarak literatüre geçmiş bulunan ve
Avrupa’ya ihraç edilmiş halılarımızın bir çoğunun
üretildiği Anadolu’muzun en belirgin düğümlü dokuma merkezidir. Türkmen
oymak adı kimliğinde ön plana çıkmış bu dönem
halıcılığımızın en belirgin isimleri de hiç
şüphesiz Yağcıbedir, Karakeçili, Sarıkeçili, Karakoyunlu
veya Reyhanlı Türkmenlerinin halılarıdır. Batı
Anadolu’da Sındırgı civarına yerleşmiş bulunan
Yağcıbedir Türkmen grupları ile Antalya Yeni Köy civarına
yerleşmiş bulunan Karakoyunlu Türkmenleri Döşemealtı
bölgesi Türkmen grupları, kendilerine özgü renk ve desen
anlayışları ile Anadolu geleneksel dokumaları içinde
farklı bir kimlik oluşturmuşlardır. Orta
Anadolu halıcılığı içinde değerlendirilen önemli
halı merkezleri ise Sivas, Zara, Konya Karaman ve Kırşehir Mucur
çevresidir. Bu dönemlere ait Karaman, Mucur ve Zara halıları,
kendilerine özgü ve geleneksel Anadolu düğümlü dokumaları
alışkanlıkları içindeki farklı desen
yapıları ile dikkati çeken dokumalardır. Zara
halılarındaki stilize ejder ayağı motifleri halı
zemininde boyuna bantlar halinde tekrar edilerek aykırı bir üslup
benimsenmiştir. 18.
yüzyılda bütün bir Anadolu’da, Çanakkale Kaz Dağları’ndan
başlayarak, bölgelerin Türkmen oymaklarına has dokuma
alışkanlıkları belirginleşmeye başlamış
ve bu güzel mahalli kimlikler, Kars’a kadar çok değişik desen, renk
ve dokuma alışkanlıkları ile birbirinden güzel örneklerle
Anadolu geleneksel düğümlü dokumalarını
oluşturmuşlardır. Kafkaslar üzerinden Anadolu’ya göç etmiş
ve Kaz Dağları’na yerleşmiş bulunan Çanakkale Ayvacık
çevresi Türkmen grupları ile Kars’a yerleşmiş bulunan Türkmen
gruplarının akrabalıklarını, geleneksel dokuma
alışkanlıklarına yansıyan imlerinde hissedebilmek bu
açıdan mümkün olabilmektedir. Yahyalı
ve Milas halıları da ayrı dönemde belirginleşmiş
Anadolu geleneksel halı dokumalarımızın en belirgin
gruplarındandır. Geleneksel Ada Milas dokumaları, ticari olarak
günümüz imalatlarının da temeli olan ve en çok satılan
halılarındandır. 19.
yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun
yaşadığı ekonomik ve sosyal çöküş, kendisini
geleneksel dokumacılıkta da hissettirmiş, gerek saray
siparişleri, gerek atölye tipi halıcılı gerekse köy el
tezgahlarında dünya halıcılığına çok asil
parçalar kazandırmış Anadolu geleneksel dokuyucusu, bu dönemden
en çok etkilenen grup olarak bu dönemi pasif ve durgun geçirmiştir. Hereke’de
1845’de, Sultan Abdülmecid’in himayesinde ve Rıza Paşa’nın
gayretleri ile kurulan ‘Hereke Fabrikayı Hümayunu’, geleneksel el
halıcılığımızın bu dönemdeki
yapısını, endüstrileşme ile aşabilmek gayretlerinin
güzel bir örneğidir. Gerçekten
de, geleneksel dokuma alışkanlıklarının bu ölü
döneminde Hereke Fabrikayı Hümayunu, halıcılık üretiminde
getirdiği gerek yapısal değişim gerekse desen
alışkanlıklarındaki müdahale ile çok aykırı bir
tarzı başarı ile uygulamış bir merkez olarak önemini
günümüze kadar korumuş ve bu alanda bir çığır
açmıştır. Hereke Fabrikayı Hümayunu önderliğindeki bu
yeni ekol, el halıcılığı faaliyetlerinde
endüstrileşme yolunda önemli bir çığır açarak önemli bir
değişime neden olmuştur. 19.
yüzyılın sonlarında büyük sermayeli batı şirketleri
yerli azınlıklarla işbirliği yaparak kurdukları
Şark Halı Kampanyası ile bütün bir Batı Anadolu’yu ve
geleneksel dokuma alışkanlıklarını değiştiren
bir faaliyete girmişler, Londra’da yaptıkları kendi
pazarlarına uygun desenleri bütün bir Batı Anadolu’da kurdukları
ip, boyahane ve İran düğüm tarzında tezgahlarında imal
ederek, dokunan halıları tekrar Avrupa’ya götürmek suretiyle yeni bir
halıcılığın adımını
atmışlardır. Sine düğümü ile ilk kez
karşılaşan Anadolu kadını, Londra menşeli
desenleri, kendi evine kurulan tezgahlarda Avrupalı zevklerine göre
üreterek 1920- 1940’li yıllarda yılda yaklaşık 100.000 metrekarelik ihracatın
yapılabilmesini temin etmişlerdir. 20.
yüzyılın başlarında bütün bir Batı Anadolu’da etken
olan Şark halı kampanyası halıcılığına
ilave olarak; İç Anadolu’da ve Sivas’ta Vali Sırrı
Paşa’nın gayretleri ile Sivas Sanayi Mektebi kurulmuş ve sanayi
tipi yeni bir halıcılığın okulu
oluşturulmuştur. Hereke tarzına yakın olan bu imalatlar ile
geleneksel Sivas dokumaları yanında endüstrileşmiş ürünler
üretilmek suretiyle batıda uygulanmakta olan ve büyük bir kısmı
ihracata yönelik üretimler doğudan da desteklenmek istenmiştir. Bugün
yurtdışında müze veya özel koleksiyonlarda, bizim
koleksiyonlarımızda bulunmayan çok kıymetli erken dönem Türk
halıları koleksiyonları oluşmuş bulunmaktadır.
Astronomik rakamlarda el değiştiren bu güzel halılar,
Anadolu’muzdan biz sahiplenemediğimiz için götürülmektedirler.
Camilerimizdeki vakıf teberru katı halı ve kilimlerimizin birer
kültürel miras olarak kabul edilip düzenli tespit -tescil ve envanter
işlemlerini halen yapamıyor olmamız, konunun hangi
safhasında bulunduğumuzun da önemli bir göstergesidir. KAYNAKÇA -
Acar, Belkıs. “Divriği Ulu Camiindeki Halı ve Kilimler”,
Divriği Ulu Camii ve Daruşşifası
Yapılışının 750. Yılı Hatıra
Kitabı, Vakıflar Gn. Md. Yay.,1978, ss.159-228 -
Aslanapa, Oktay. Türk Halı Sanatının Bin Yılı, Eren
Yay., İst. 1987, ss.13-36 -
Balpınar, Belkıs. Hırsch, Udo. Carpets Of The Vakıflar
Museum. İstanbul, Uta Hulsey Wesel 1988. Bayatlı,
Osman, “Bergama’da Dokumacılık”, Türk Etnografya Der.,s.2, 1957,
ss.53-55 -
Deniz, Bekir. “Gördes Halıları”, Bilim Birlik Başarı Der.,
s.45, ss.13-19 Deniz,
Bekir. “Kula Halıları”, Bilim Birlik Başarı Der. S. 43,
ss.13-19 Deniz,
Bekir. “Ladik Halıları”, Bilim Birlik Başarı Der., s.46,
1986, ss. 13-18 -
Deniz, Bekir. “Osmanlı Devri Anadolu Türk Halıları, Türk
Halı Sanatı III”, Bilim, Birlik, Başarı Der.,s.41, ss.8-13 -
Dirik, Kazım. Eski ve Yeni Türk Halıcılığı ve
Cihan Halı Tipleri Panoraması, Alaaddin Kral bas., İst 1938, -
Duruçay, Afif. “Türk ve İslam Eserleri Müzesinde Bulunan 8 Selçuklu
Halısı”, Kültür Sanat Der., s. 5 Kültür Bakanlığı
Yay., Ocak 1977, ss.82-85 -
Durul, Yusuf. “XV. Asır Hayvan Motifli Halılara Dair Yeni Bir Örnek”,
Türk Etnografya Der., s.5, 1962, ss.9-11 -
Durul, Yusuf. Aslanapa, Oktay. Selçuklu Halıları, Ak Yay., Türk
Süsleme Sanatları Serisi:2, ss.17-34 -
Erdmann, Kurt. Der Türkishe Teppich Des 15. Jahrhunderts (15. Asır Türk
Halısı - Çev. H. Taner), İst. Üniversitesi Edebiyat Fak. Yay.,
Maarif Bas., ss.104-112, 116-125 -
Güvemli, Zahir. Kerametli, Can. Türk ve İslam Eserleriİ Müzesi, Ak
Yay., 1974, ss.21-32 -
Halı, The International magazine of Antiques Carpets And Textiles,
(Sayı 33’den başlayarak 77’ye kadar devam eden bütün sayılarda
Avrupa’ya götürülmüş bulunan ve özel
kolleksiyonlar elinden bulunan eşsiz güzellikte 16-18. yüzyıllara ait
Anadolu geleneksel halıları örnekleri bulmak mümkündür.) -
Hermann, Eberhart. Asiatische Teppich und Textilkunts, Band 1. 1989, Lev.4-11,
Band 2. 1990, Lev.4-11,15, Band 3. 1991, Lev.1,3,5-11, Band 4. 1992, Lev.1,7-9,
Munchen, Iten,
J. Der Anatolische Teppich, Prestell Munchen, ss.13-36 -
Kayıpmaz, Fahrettin - Naciye. “Erken Dönem Anadolu Şarkışla
Halıları”, Türkiyemiz Der., s. 73, Eylül. 1994, ss.38-49 -
Önder, Mehmet. “Selçuklu Devri Konya Halıları”, Türk Etnoğrafya
Dr., s. VII-VIII, İst. 1996, ss.46-49 -
Öney, Gönül. “Anadolu Selçuklu ve Beylikler Dönemi Türk Halı Sanatı”,
Bilim Birlik Başarı Der., s. 42, ss.4-7 -
Opie, James. Tribal Rugs Nomadic and Village Weavings from the near East and
Central Asia, Laurence Kıng, 1992. -
Turkish Handwoven Carpets. Catalog No: 1.2.3.4, Turkish Republic Ministry of
Culture İst., 1987, 1988, 1990. -
Yetkin, Şerare. Türk Halı Sanatı, Türkiye İş
Bankası Yay., Ank. 1991, ss.7-17 -
Zipper, Kurt. Fritzsche, Claudia. Battenberg Antiquitaten Kataloge Orientteppiche
Munchen 1989. |
|||||||