» Haberin Devamı...

Hereke Halıcılar Derneği, halılara sertifika veriyor
HEREKE HALISI MARKA OLARAK DÜNYA İLE REKABET EDİYOR

Erhan Ör: “Hereke halılarının birer sanat eseri olduğu felsefesinden yola çıkarak her halımızı kaydeden ve belgeleyen bir sertifikasyon sistemi düzenledik. Her bir Hereke Halısı’nın teker teker expertizini yapıyor, fotoğrafını çekiyor ve fotoğrafı üzerinde bir kimlik belgesi niteliğinde sertifikalarını basıyoruz. Bu sertifikalar, kullanıcıya satın almak istedikleri halının orijinal Hereke halısı olup olmadığını ispatlayan ve kullanıcının gönül rahatlığıyla alışveriş yapmasını sağlayan önemli bir etkendir.”

Hereke Halıcılar Derneği Başkanı Erhan Ör ile el halısı üreticilerinin sorunları, Hereke Halıcılar Derneği’nin çalışmaları ve el halısı üzerine sohbet ettik. El halısına gönül verenlerin ilgiyle okuyacaklarını düşünüyoruz...

Hereke Halıcılar Derneği ne zaman kuruldu?

Hereke Halıcılar Derneği’nin temelleri, bölge milletvekilimiz Ahmet Arkan ile Ticaret Odası Başkanı Cemalettin Fidancı’nın 2000 yılında beni ziyaret etmesi ve Hereke konusunda bana verdikleri destek sözüyle atıldı. Ailemizin ve dolayısıyla firmamızın, Hereke sanatını korumak üzerine gerçekleştirmek istediği projelerimize bölgemizin siyasi ve ticari liderlerince destek gelince, biz de kolları sıvayıp işe başladık. Derneğimizin kuruluş işlemlerini başlatırken hiç zaman kaybetmeden işlere başladık. Öncelikle Hereke Halısı’nın tarihi kimliğini ön plana çıkarmak amacıyla, halılarımızı uluslararası arenada tanıtacak bir belgesel yapımının ve bu yapımın yabancı televizyonlarda gösteriminin araştırmasına girdik.  Amerika’daki bir yapım şirketiyle anlaşıp, Amerikan Kültür Bakanlığı Fonu’ndan ödenek çıkartarak Hereke ile ilgili bilgi ve belge toplanmasına ve ayrıca bir belgesel hazırlamaya başladık. Önümüze çıkan bu muhteşem tarihi geçmiş bizi her geçen gün biraz daha heyacanlandırdı ve ortaya çok güzel bir çalışma çıktı. Eylül ayı itibariyle bu belgeselimizi Star TV’de  izleme fırsatını bulacaksınız. Bunun dışında Hereke halılarının birer sanat eseri olduğu felsefesinden yola çıkarak her halımızı kaydeden ve belgeleyen bir sertifikasyon sistemi düzenledik. Her bir Hereke Halısı’nın teker teker expertizini yapıyor, fotoğrafını çekiyor ve fotoğrafı üzerinde bir kimlik belgesi niteliğinde sertifikalarını basıyoruz. Bu sertifikalar, kullanıcıya satın almak istedikleri halının orijinal Hereke halısı olup olmadığını ispatlayan ve kullanıcının gönül rahatlığıyla alışveriş yapmasını sağlayan önemli bir etkendir. Bu sertifikalardaki bilgi ve halının dijital resmi, “www.hereke.com” web sitesinde kontrol edilebiliyor. Bu uygulamada, sertifikaların bazı fırsatçılarca kopyalanması halinde bile, kayıtların doğrulaması kopyalanamayacağı  için ikinci bir garanti sağlıyor. Diğer bir deyişle; önünüze Hereke’dir diye gelen bir halının sertifikasını sorduğunuzda size verilen sertifika numarasını www.hereke.com adresindeki doğrulama bölümüne girdiğinizde elinizdeki halının birebir aynısı karşınıza çıkıyorsa bu, halınızın Hereke Halıcılar Derneği experlerince tetkik edilmiş, orjinalliği ve kalitesinin onaylanmış olduğu anlamına gelmektedir. Biz, Hereke halılarına kalitesine yaraşır bir ambalaj hediye ettik. Artık, Hereke Halıları eskiden olduğu gibi bir gazete kağıdına veya saman kağıda sarılıp sunulmuyor; Fransa’dan ithal ettiğimiz kadife kağıdın üzerine altın varak kabartma baskılı kaplanmış silindir kutularda halılarımız daha da ihtişamlı görünüyorlar. Derneğimiz; kurulduğu tarihten itibaren, öncelikle Amerika olmak üzere yurtdışında 6 sergi, yurtiçinde ise 4 sergi gerçekleştirmiştir.  Bu sergilerde, Hereke sanatının en güzel örneklerini gözler önüne erdik ve ayrıca Hereke ile ilgili binlerce cd ve broşür dağıttık. Hereke sanatı ile ilgili CNN Türk ve TRT kanallarında programlar ve haberler yayınlattık. Birçok kez ulusal basında yazı ve haberlerimiz çıktı. Türk Hava Yolları’na ait olan Skylife dergisi başta olmak üzere birçok dergide haber yapma olanağımız oldu. Hereke’de bulunan ve benim de halen öğrenim görmekte olduğum Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi İç Mimarlık Bölüm Başkanı Tahsin Canbulat ile beraber Hereke İpekli Dokuma ve Halı Araştırma Merkezi’ni açtık.  Yine bu birimin ev sahipliğinde, 1. Hereke Halı Kongresi’ni 23-24 Eylül tarihlerinde düzenleyeceğiz. Yine aynı üniversite tarafından 2006 öğrenim yılında Hereke’de, Geleneksel El Sanatları Bölümü açılacağını ve Hereke halısının yeni ürün tasarımlarının bu bölümde akademisyenlerce daha bilimsel bir şekilde ele alınacağını da şimdiden müjdelemek istiyorum.

Hereke halıcılığı hakkında bilgi verir misiniz?

Hereke halıcılığı, 1843’te Sultan Abdülmecid döneminde büyük bir zeka örneği olarak yaratılmıştır. Bu karar, bir tarım ülkesi olan Osmanlı’nın sanayisi için de son derece önemli bir girişimdir. Hereke halıcılığının ünü kısa sürede tüm dünyaya yayılır. Cumhuriyet öncesinde fabrikalarda başlayan bu gelenek, Cumhuriyet’in ilk yıllarında özellikle ipek halı konusunda bir gerileme yaşamıştır. O yıllarda ipek halı lüks tüketim olarak kabul edildiği için yün halıya doğru bir eğilim başlamıştır. Yine o dönemde, Osmanlı’dan kalan tüm sanayi kuruluşları bir kuruma devrediliyor. Hereke Fabrikası da aynı şekilde bu kuruma bağlanıyor. 1933 yılına kadar bu şekilde devam ettikten sonra 1933’te Sümerbank kuruluyor ve Hereke Fabrikası Sümerbank’a devrediliyor. Bu sayede fabrikada yeni bir üretim potansiyeli yakalanıyor ve yeni yatırımlar yapılıyor. Bu tarih Hereke Halı Fabrikası için ikinci bir kuruluş olarak da kabul edilebilir. Üretim yine ivme kaybedince, 1950 sonrasında bizler devreye girdik. Kayseri’den gelen bazı esnaf arkadaşlar, Hereke’de üretime başladılar ve böylelikle Herekelileri de harekete geçirmiş oldular. Bu vesile ile bizler de girişimci olduk. Hereke halısı, dünyanın her tarafından halıcıların gelip aldığı inanılmaz güzellikte halılardır. Tüm bu yıllar boyunca her işte olduğu gibi burda da iniş çıkışlar oldu. Ancak Demirel hükümeti zamanında halı ihracatı için teşviklerin konulması büyük bir atak yarattı. Özal döneminde de devam eden bu teşviklerdeki amaç ülkeye daha fazla döviz getirmekti. Halıcılık turizm için halen bir ön koşuldur.

Hereke’de kaç üretici vardı? Şimdi kaç tane var?

Hereke’de 1980’lerde 350 tane esnaf vardı. Dokuyucu sayısı ise 20-30 bin civarındaydı. Hereke’de cumartesi pazarı dediğimiz pazar Mahmutpaşa’dan bile kalabalık ve yoğundu. En az 2000 kişi kendi ürettiği halıları bu pazarda satıyordu. Bunun dışında dükkanlar kendi aralarında da alışveriş yapıyorlardı. Her gün birkaç milyon dolar el değiştiriyordu. İnanılmaz bir pazar söz konusuydu. Cebinde parası olan herkes halıcılık işindeydi. Ancak halıcılık konusunda bir bilgisi olmadan bu işe giren insanlar, kalitenin bozulmasına neden olmuştur. Başlangıçta olumlu gözüken şeyler uzun vadede bir takım olumsuzluklara sebebiyet vermiştir. Herşeyden önce halı kalitesi bozuldu ve teşvik kalktığı için teşvik zamanında yurtdışına giden halılar yurtdışında çok ucuza satılır hale geldi. Almanya’daki Türk halılarının fiyatı yarı yarıya düşmeye başladı. Teşvikler yanlış yerlerde kullanılmış oldu. Bizler yurtdışı pazarlarında Çin ya da İran ile rekabet etmek istiyorsak ve işçiliğin de pahalı olduğu göz önünde bulundurulursa, bu işin altından teşviksiz kalkmanın mümkün olmayacağını görmemiz lazım. 1985 sonrasında Türkiye’de turizm alanındaki yatırımlar arttı. Türkiye’ye gelen turistlere de halı satışı söz konusu oldu. Bu halıların başında da Hereke halıları geliyordu. Bu nedenle her tarafta halıcılar açıldı. Örneğin Denizli tarafında organize bir şekilde halı satan yerler açıldı. Bu halıcılar Hereke’ye geldikleri zaman kamyonlara ipek halılar dolduruluyordu. O dönem bizim için altın çağı gibiydi. 1992 yılında birinci Irak krizi oldu ve ilk darbe o zaman alındı. Krizle beraber turizm öldü ve dolayısıyla talepler de durdu. Piyasada kimse halı dokumaz hale geldi. O dönemde yaşananların sancısını bugün hala hissedebiliyoruz. Dokuyucunun küsmesini bizler bir daha hiç toparlayamadık. Şu anda Hereke’de potansiyelli bir şekilde üretim yapan firma sayısı bir elin parmağını geçmez.   

Bahsettiğiniz bu durum ne kadar sürdü?

Bu krizin halen sürmekte olduğunu söyleyebilirim. Dokuyucunun küsmesi dolayısıyla dokuyucu sayısının düşmesi, esnafın para kazanamaması nedeniyle sektörü terketmesi, yurtdışındaki pazarlarda Çin’de dokunan halıların Hereke halısı olarak lanse edilmesi ve haksız bir şekilde imajımızın zedelenmesi gibi çeşitli sıkıntılar söz konusu. Bizler yine de üretime devam etmeye çalıştık ve Hereke Halıcılar Derneği’ni kurduk. Han Halı olarak yatırımlarımıza devam ettik. Halılarımıza sertifikasyon sistemi getirdik; hepsini kayıt altına aldık ve kalite standartlarımızı yükselttik. Biz işimizi sevgiyle, aşkla yapıyoruz.  Bütün kadromuz, bütün personelimiz bizimle aynı fikir içerisinde çalışıyor.  Hereke’deki üreticilerin çoğunu da Han Halı çatısı altında topladık. Bizim önderliğimizde çağdaş bir yapılanma ile müşterek avantaj ve sorumlulukları paylaşarak çalışmalarımızı gerçekleştiriyoruz. Benim düşünceme göre; başında lideri olan ve herkesin hakkının iyi bir şekilde korunduğu organizasyonlar çok daha başarılı olmaktadır. Dağıtımımızı ise hem kendi yatırımını yapan hem de birliğimizde olan arkadaşlarımız ile franchising şeklinde gerçekleştiriyoruz. Bizim hedefimiz Hereke halıcılığının devamını sağlamaktır.

Bahsettiğiniz bu yapılanma ne kadar süredir devam ediyor?

Hereke Halıcılar Derneği olarak halı sektörüne kattığımız büyük zenginliğin miladı kağıt üzerinde 2000 olarak gözükse de, hazırlığı ve çalışmaları yıllar öncesine dayanıyor.

Biliyorsunuz devletimiz el halıcılığını korumak adına ithalatta bir takım düzenlemeler getirdi. Bu konudaki düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Aslında olay şu şekilde başladı; Kürşat Bey Hereke’ye geldiğinde bu konuyu görüştük ve Ankara’ya gittik.  Ankara’da 5-6 toplantı gerçekleştirdik. Hereke Halıcılığı ile ilgili her kurumdan birer temsilci çağırdık ve her biri işinde uzman olan kişilerden bir ekip oluşturduk. Bu ekiple beraber Ankara’da halıcılığın tüm sorunlarını masaya yatırdık ve hepsine çözüm önerileri getirdik. Aslında bu bizim Hereke Halıcılar Derneği’nin 2000 yılındaki raporu ile başladı. Öncelikli olarak Hereke halıcılığı ele alındı ancak sorunlar genel anlamda Türk halıcılığının da problemidir. Türk halıcılığı, Hereke markası gibi bir iki marka altında toplanmalıdır. Bu raporlar neticesinde belirlediğimiz hükümlerin kapsamında ithal taklitlerin önüne set çekilebilmesi için fonları artırmak da vardı. Netice yurtdışından gelen halıları tamamen engelleyemiyoruz çünkü Avrupa ile yapılan bir takım anlaşmalar var. Bu nedenle ithalatı zorlaştırıcı bir takım tedbirler getirildi. Bu tedbirlerin amacı da yurtdışından halı ithalat ederek Türk halı üretiminin öldürülmesinin önüne geçmektir.

Sizin yaklaşımınız dışında bu konuya karşı fikirler de var. İki karşıt düşünce mevcut. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?

2000 yılında biz bu görüşmelere ilk başladığımızda, Kürşat Bey de aynı şeyi söylemişti. Dış Ticaret Müsteşarlığı da görüşlerin ikiye ayrıldığını tespit etmişti. Görüş ayrılıklarının olması doğaldır. Zira halı ithalatçıları, ithalatın kolaylaştırılması için ya da başka bir deyişle; kolay yoldan para kazanmak için engellerin ortadan kalkmasını isteyeceklerdir. Oysa biz üreticiler, kendi köylümüze istihdam yaratmak için, milli servetimizi yurt dışına pompalayarak israf etmemek için ithalata kati surette karşıyız ve her zaman bunun için çalışacağız. Bu da fikir ayrılıkların temelidir.

Peki sizin bu görüşleriniz İTKİB’de kabul görüyor mu?

İTKİB de neticede Dış Ticaret Müsteşarlığı’na bağlı bir kurum. Ancak İTKİB yönetiminden sürekli ithalatın önünün açılması yönünde görüşler gelmekte. Bizim inanışımız, yönetimden yükselen bu seslerin oldukça az sayıda kişiden çıktığı. Tabana yayılan hakim görüş ise bizi destekliyor. Savunduklarımız, yönetimde kabul görmüyor ancak tabanda mutlaka kabul ediliyor. İki grup arasında ipler kopmuş durumda ne yazık ki. İhracat yerine ithalat propagandası yapılıyor. Bu da bizi yeni bir örgütlenmeye çağırıyor. Bizler, Halı Üreticileri Birliği’ni kurmak zorundayız. Durumu özetlersek; “Türkiye Avrupa Birliği’ne adaydır ve Türkiye’de artık halı üretimi söz konusu değildir.” deniyor. Ancak biz diyoruz ki; köylümüz aç ve siz halıları yurtdışından ithal ettiğiniz sürece bu durum daha da kötü bir hal alacaktır. Milli servetimiz yanlış yerlere kanalize ediliyor. Sektördeki sıkıntılardan dolayı halı üretiminin durduğu köylerde sobalar tütmüyor. Bu, adı konmamış bir ticari mandacılık.

Türkiye’de pahalı olan işçiliğin Nepal ve Hindistan gibi ülkelerde ucuz olması nedeniyle rekabet şansımızın olmadığı söyleniyor. Ancak siz oldukça güzel organize olmuşsunuz; herkesi bir şirket altında toplamışsınız ve onlar da sizin organize etmiş olduğunuz bu yapıda yer almaktan memnunlar. Bu Türkiye genelinde uygulananamaz mı?

Bizim de çabamız bu yönde. Başlattığımız ulusal bir mücadeledir ve tabi ki Türkiye geneline yayılmalıdır. Eylül ayında gerçekleştireceğimiz Hereke Halı Kongresi bu çalışmalarımızı Türkiye geneline yaymak için iyi bir platform sağlayacak düşüncesindeyim. Ülkemizdeki tüm halı üreticilerini, halı derneklerini, ticaret odalarındaki halı meslek grubu temsilcilerini bu kongrede görmek istiyoruz. Bilgilerimizi ve tecrübelerimizi paylaşacağımız, ulusal menfaatlerimiz için tek yürek olacağımız bir örgütlenme şarttır.  

İyi bir arge çalışması yapılırsa, iyi halılar üretilip piyasada moda yaratılırsa maliyetlerin ne olduğunun önemi kalmaz. Biz bu konuda üçüncü dünya ülkelerini değil İtalya’yı örnek almalıyız. İtalya konfeksiyonu Uzakdoğu’ya kaptırmaktan hiç endişe duymuyor çünkü moda üretiyor ve satıyor.

Ancak İtalya, kendi oluşturduğu markasını Çin’e gidip yaptırıyor. Burada bir nüans var. Onlar sanatını oraya taşımıyorlar sadece fason üretim yaptırıyorlar. Ancak biz bir sanatın taklit edilerek bize geri satılmasından söz ediyoruz. Markanızı burada oluşturup gidip Çin’de üretirseniz, sizin köylünüz burada aç kalır.

O zaman siz bu uygulamaya karşısınız?

1000 dolara maledilen bir halı, turizm piyasasında 3000 dolara satılıyor. Eğer 1000 dolarlık maliyetin içindeki 400 dolarlık işçiliğin pahalı olduğu iddia ediliyorsa, başka yerde 200 dolar olan işçilik farkı turizm acentasından kesilebilir mesela. Bu şekilde üretimin Türkiye’de yapılmasını sağlanabilir. Neticede o 200 doları kazanmak için üretimi yurtdışında yaptırırsanız, müşteriye Hereke adı altında Çin halısı satmış oluyorsunuz. Müşteri de kimi zaman bunu geri gönderiyor, almıyor ya da dava açabiliyor. Bu durum bizim imajımızı ciddi ve düzeltilemez bir şekilde zedeliyor. Bunun kaynağını kurutmak için yapmamız gereken şey, üretim maliyetleri yüksek olsa da üretimi Türkiye’de gerçekleştirmektir.

Peki o 200 doları devlet subvanse edebilir mi?

Olması gereken o ancak böyle birşey söz konusu değil. Öyle birşey söz konusu olsaydı hiçbir sıkıntı olmazdı zaten. O zaman ithalatçılarımız da Türkiye’de üretim yapardı. Bugün bu konuda bizimle fikir ayrılığına düşen arkadaşlarımızın çoğu aynı zamanda imalatçıdır. Öyle bir durumda onlar da imalatlarını bir anda büyütürler. Bizim istediğimiz de aslında bu şekilde bir uygulamadır. Bu uygulamayı, birleşerek gerçekleştirebiliriz. Bunun dışındaki tüm yollar da bizce vatan hainliğidir. Türkiye’nin yurtdışındaki imajı açısından da önemlidir bu. 

Genel olarak bu işlerin yıllar önce yapılması gerektiği, geç kalındığı söyleniyor. Siz ne düşünüyorsunuz?

Tüm bunlar için bugün geç değil ancak yarın geç olabilir. Bizim savunduğumuz da budur. Bu düşünce ile 5 sene geçti ve ciddi bir yol katedildi. Önemli başarılar söz konusu ve bizim şu an üretime devam edebilmemizin en temel nedeni de bu başarılardır. Bugün ben bu kadar ümitle konuşuyorsam, bu çabaların neticesindedir. Şansımız da yaver gitti aslında. Bugün turizm sektöründe bir sıkıntı yok. Tek şanssızlığımız döviz kurlarıdır. Döviz kurları da biraz yükselebilirse lokomotif sektörümüz olan turizmde satışlarımızın artacağı gibi, ihracat hedeflerimizi de yükselteceğimiz kanaatindeyim.

Türkiye’deki üretim ile ilgili bir de şu söyleniyor; yurtdışında üretilen halılar siparişe uygun gelirken Türkiye’deki üretimde dokuyucu renklerde değişiklik yapabiliyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

İşin aslı; bu konuda hiç kimse bir çalışma gerçekleştirmemiş ve herkes hazıra konmuş. Gidip köyden halı topladığınız vakit, köylünün o halıyı istediği gibi dokumasına da birşey diyemezsiniz. Eğer istenilen kalitede ve renkte özgün çalışmalar istiyorsanız yatırım yapmalısınız. Peki neye yatırım yapacaksınız? Bilgiye ve insana yatırım yapacaksınız. Bugün bilgisayar teknolojisi ile desen tasarımları yapmak, desenleri dokuyucunun önüne çok temiz, renkleri anlaşılabilir bir şekilde vermek mümkün. Tabi bir de bunu atölyecilik usulü ile yaparsanız mükemmel sonuç alırsınız. Bu bir yatırımdır, emektir. Ya da bu yatırımı, emeği harcayan bizlere geleceksiniz, dilediğiniz malı taahüt ettiğimiz tarihte alacaksınız.

Türkiye’deki el halıcılığının bitmesi Türkiye’nin zenginleştiğinin göstergesi deniliyor. Bu konuda ne söyleyeceksiniz?

Bu söylem aslında Türkiye’nin fakirleştirilmeye, çıkmaza sokulmaya çalışıldığının göstergesi bence. Bu işler ne yazık ki bilinçli hareketler. Olayın ekonomik tarafını geçtim, aradan 20-30 sene geçtikten sonra geriye bakıp da “Ah bizim Hereke halılarımız vardı” dersek yazık olmayacak mı? Bu kültürel fakirleşme değil midir? Biz kendi kültürümüze sahip çıkamazsak ilerki nesiller bizden hesap sormaz mı?

Türkiye’de belli bölgeler var ve bu bölgelerden dışarı çıkamayan insanlar Türkiye bir yere geliyor sanıyorlar. Türkiye’de ciddi bir kalkınma hareketi var, doğru. Ancak bu durumun köylüye yansıması çok uzun zaman alacak. Maalesef köylerimizdeki fakirlik uzun sürecek gibi gözüküyor. Bizler girişimlerimizle köylerimize iş götüremezsek, köylerden göçü de durduramayız. Türkiye’deki ciddi sorunları ancak yerinde üretim ile çözebiliriz.

 

 » Ana Sayfa