|
|
| |
» Haberin Devamı... | ||||||
|
İTKİB Müzayede İşletmeleri eski halıları değerlendiriyor
Kaya
Sungur: “Geçmişte Kapalıçarşı’nın içinde sandal
bedesteni bulunuyordu. Yaklaşık 1200 m2’lik bu alan içerisinde
insanlar halılarını ve ziynet eşyalarını getirip
belediye gözetiminde alıp satardı. Aynı zamanda halı
sektörü de halı değişimini buradan yapardı. Mezatın
bazı müdavimleri vardı. O günün şartlarına göre biraz daha
basit bir sistemle; “münadi” olarak adlandırılan yönetici
tarafından, el kaldırma ya da kaş göz hareketleri ile
satış yapılırdı.” Öncelikle
Kaya Sungur’u tanıyarak, şu anda başında bulunduğu
İTKİB Müzayede İşletmeleri hakkında bilgi alabilir
miyiz? 1957
İstanbul doğumluyum. İstanbul Yıldız Üniversitesi
Makine Mühendisliği Bölümü mezunuyum. İş hayatıma Çukurova
Grubu’nda başladım ve 14 yıl farklı görevlerde
çalıştım. Jeneratörler ve iş makineleri, Ege Bölge
Müdürlüğü, Çukurova Dış Ticaret Genel Müdürlüğü, Çukurova
Ziraat’in Genel Müdürlüğü ve daha sonra da Gümüşsuyu Halı’da
Dış Ticaretten Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak
çalışmalarımı sürdürdüm. Gümüşsuyu firmasından
ayrıldıktan sonra kısa dönemli bazı
çalışmalarım oldu. Ardından Amerika’da bir firmanın 6
ay boyunca pazarlama müdürlüğünü yaptım. Ayrıca
Gümüşsuyu’da çalışırken Halı İhracatçılar
Birliği’nde Suat Terzioğlu’nun önerisi ile yönetim kurulu üyesi
olarak görev aldım. Daha sonra sektörün eski halı değişim
ihtiyacını karşılamayı amaçlayan, eski tabiri ile
mezatın kuruluşu gerçekleştikten sonra, bu operasyonu yürütmem
istendi. Yaklaşık 3 senedir İTKİB Müzayede
İşletmeleri’nin operasyonlarını yürütüyorum. Geçmişte
Kapalıçarşı’nın içinde sandal bedesteni bulunuyordu.
Yaklaşık 1200 m2’lik bu alan içerisinde insanlar
halılarını ve ziynet eşyalarını getirip belediye
gözetiminde alıp satardı. Aynı zamanda halı sektörü de
halı değişimini buradan yapardı. Mezatın bazı
müdavimleri vardı. O günün şartlarına göre biraz daha basit bir
sistemle; “münadi” olarak adlandırılan yönetici tarafından, el
kaldırma ya da kaş göz hareketleri ile satış
yapılırdı. Münadi, mezatta satışı yöneten
kişiye verilen isimdir ve aynı zamanda çığırtgan
anlamına da gelir. 15-20 sene kadar önce vakıflarla belediyenin
protokolleri bozması sebebi ile sandal bedesteni ortadan kaktı. Bazen
büyüklerimizle konuştuğumda o günlerden gözleri parlayarak bahsettiklerini
görüyorum. Sandal bedesteni sadece ticaret yapılan bir yer değil
aynı zamanda ticaret amacı ile gelen insanların birbirlerini
görüp sohbet etme imkanı da buldukları bir yerdi. Halı
sektöründe eski halının çok fazla değeri vardır ancak Türk
insanı eski halının değerli olup olmadığı
konusunda çok fazla bilgi sahibi değil. Eski halılardan, kapıdan
geçen eskiciye, plastikçiye ya da çuvalcıya verilerek
karşılığında plastik malzeme alınmak suretiyle
kurtulmanın yolları aranırmış. Bizlerin kurtulmaya
çalıştığı bu eski halılara özellikle diğer
ülkelerde çok önemli bir talep var. Yırtık pırtık
gördüğümüz halılar tamir edilerek kullanılır hale
getiriliyor. Bu anlamda halı tamiri gerçekten büyük bir sektör
oluşturuyor. Aksaray’ın Sultanhan kasabasında yaklaşık
3000 tamirci sadece bu işle uğraşıyor; ki bu Türkiye için
çok önemli bir ihracat kalemi çünkü malzeme harcamadan emeğinizi ihraç
ediyorsunuz. İstanbul’da da tamirciler var fakat bu iş genellikle
Aksaray’a yönlenmiş durumda. Halılar satın alınıyor, tamir
ediliyor ve yüksek fiyatlarla halıcılara ihraç ediliyor. Türkiye’de
insanlar çok eskimiş ya da tamir edilmiş halıları
almıyorlar ama yurtdışı bunlara asıl değerini
veriyor. Müzayedeleri nerede yapabiliriz diye düşündüğümüzde
Sultanahmet, Kapalıçarşı ve Çemberlitaş üçgeninin
kesişim noktasındaki Basın Müzesi’nin en doğru yer
olduğuna karar verdik. Müzayedelerimizi her perşembe saat 14.00’de
Basın Müzesi’nde yapıyoruz. Elindeki ürünün fiyatından emin olmak
isteyenler malını bize getiriyor çünkü kullanılmış
halının belirgin bir fiyat aralığı mevcut değil.
Halıyı bir dükkana götürdüğünüzde biri 100 lira derken
diğeri 300 lira fiyat veriyor. Bu durumda da hangisinin halının
gerçek değeri olduğunu anlamak zor oluyor. Halıyı isimsiz
olarak sunduğunuzda yani halının kime ait olduğu belli
olmadan değeri belirlendiğinde en azından adil bir
satış oluyor. Şu anda hem halktan hem de tüccardan halılar
geliyor. Tüccarlar özellikle mali sıkıntıları olduğu
zamanlarda halılarını satmak istediklerinde halıları
bazen düşük fiyatlarla satabiliyorlar. Sistem
bu şekilde, tatil günleri dışında düzenli olarak ilerliyor.
Müzayede tarihlerini ve bilgilerini internetteki www.muzayedeisletmeleri.org
sitesinden de yayınlamaktayız. Sitemize çok sayıda olmasa da
yurtdışından alıcılar da kayıt yaptırıp
talimat veriyorlar. Ülke içinden ise telefonla katılımlar oluyor.
Bunun dışında ayrıca, yılda iki veya üç kez
değeri yüksek eski tekstil ürünleri ve eski eserler üzerine de müzayedeler
yapıyoruz. Bu müzayedelerde daha çok Osmanlı döneminden el
işlemeleri, giysiler, halılar ve bunları destekleyen bakır
ürünler gibi bazı aksesuarlar koyuyoruz. Türkiye’de özellikle tekstil
üzerine uzmanlaşmış bir müzayede kuruluşu
olmadığı için diğer müzayede kuruluşları da
başvuruları bize yönlendiriyorlar. Bu anlamda işlemeler ve
tekstil konusunda da uzmanlaştık diyebilirim.
Hazırlamış olduğumuz kataloglar, birçok üniversitenin
özellikle geleneksel tekstil ürünleri ile ilgili bölümlerinde kitap olarak
kullanılıyor. Bu kataloglar müzayede yapılmadan bir ay önce
çıkıyor. Bu
kataloglar ayrıca bu tür ürünlerin koleksiyonerliğini yapan insanlara
da müzayedelerden önce ulaştırılıyor. Ürünlerin kumaş
cinsi, işleme cinsi ve hangi yöreden geldiği gibi tüm detaylar bu
kataloglarda yer alıyor. Türkiye’de tekstil ürünleri ile ilgili çok fazla
koleksiyoner yok; tekstil ürünleri koleksiyoneri sayısı 50-100
kişi civarındadır. Müzayedelerin asıl amacı
Türkiye’deki tekstil koleksiyonerlerinin sayısını
arttırmak. Ülkemizde farklı alanlarda koleksiyonerler var ancak
tekstil konusunda gerçekten geride kalmışız. Bir açıdan
baktığınızda bu bir avantaj çünkü alıcı az
olduğu için ürünleri daha düşük fiyatlara alabiliyorsunuz. Bu sayede
tekstilciler ve hatta halıcılar eski ürünleri showroomlarında
birer aksesuar olarak da kullanabilsinler istiyoruz. Siz bir ceket
üretiyorsanız, eski bir Osmanlı ceketini duvara
astığınızda geçmişle bir bağlantı
kurmuş oluyorsunuz. Bir halıcıya gittiğinizde, duvarda
200-300 senelik bir halı görürseniz bunun sebebi olarak o
halıcının senelerdir bu işin içinde olduğunu
düşünürsünüz. Halbuki firma çok yeni bir firma da olabilir ancak
arkasına koymuş olduğu eski bir halı sizde o firmanın
eski bir firma olduğu izlenimi yaratır. Tüketici için de eski bir
firma güven veren firma anlamına gelir. Biz, tasarımcıların
da bu halılardan esinlenmelerini istiyoruz. Kıyafetler ya da
halılar konusunda, tasarımcıların geçmişi bire bir
uygulamalarından ziyade onlardan esinlenerek güncel tasarımlar
yaratsınlar istiyoruz. Müzayedelere
ilgi ne durumda? Müzayedelerimize
sayısı 30 ile 60 arasında değişen bir
katılım oluyor. İki gün önceden eserleri sergilemeye
başlıyoruz. Sektörden gelenler halıları inceliyorlar ve
halıları beğenirlerse buna bağlı olarak katılımcı
sayısı da artıyor. Halı
müzayedelerinde ürünleri kayıtlı hale getiriyoruz. Mesela
elimizde bir halı var ama sizin fatura kesme şansınız
yok çünkü şahıssınız. Bu halıyı bir halı
mağazasına sattığınızda ister istemez
ekonomik bir kayıp oluşuyor. Müzayedede satılan halılar
faturası ve KDV’si ile alıcıya ulaşıyor. Bir
kişi halısını size nasıl satabiliyor? El
kağıtları ile satılıyor ama dükkana girdiği zaman
faturalı takibi yapılıyor. Bu durum, hem maliye yönünden hem de
kaçak ürünle karışmasının engellenmesi bakımından
bir avantaj sağlıyor. El halısında kaçak halı ile
ilgili sorunlar yaşanabiliyor. Bu bakımdan hem sektöre hizmet eden
hem de vergi kaçakçılığını ortadan kaldıran bir
çalışma olduğunu düşünüyoruz. Müzayedeler
dışındaki çalışmalarınızdan da bahseder
misiniz? Müzayedeler
dışında İTKİB ile yapılan yan
çalışmalar var. Türkiye’ye eski halı ithalatı izne tabi
tutuluyor. Her türlü makine ve el dokuma halısını
getirebilirsiniz ancak eski halı getirmeye kalkarsanız devlet, “bunu
ülkeye sokamazsınız” der. Bunun temel mantığı,
geçmişteki eski makine ve teçhizatla aynı şekilde
düşünülmesi ve dışarıdaki çok döküntü ürünlerin ülkeye
girişinin engellenmek istenmesidir. Bunu sanayi mantığı
olarak da düşünebilirsiniz. Eski halının tamir ihtiyacı ve
el değiştirme ihtimali var. Eski el halılarının çok
spesifik bir durumu var ve sanıyorum ki bu mantıkla müsadeye tabi
ürünler listesine konmuş. İhracatçılar Birliği olarak 2,5
yıl uğraştık ve sonunda eski halı ithalatını
serbest hale getiremesek de ekspertiz sistemini biraz daha
hızlandırdık. Diyelim ki yurtdışında tamire
ihtiyaç duyan veya çok hafif bir bakıma ihtiyaç duyan 50 halınız
var. Bunlar için, halıların fotoğrafları ve özellikleri ile
İTKİB’e başvuruyorsunuz, biz ekspertiz formunu
hazırlıyoruz. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Sümer Halı ve İTKİB
eksperlerine bunları elektronik ortamda yolluyoruz. Zamanı doğru
kullanmak adına elektronik ortamı tercih ediyoruz. Halılara ait
bilgiler ellerine ulaştıktan sonra beş günlük bir süre
veriliyor. Beş gün içerisinde olumlu ya da olumsuz cevap verilmezse
yanıt olumlu kabul ediliyor. Geçmiş dönemlerde dosyalar
hazırlanıyordu ve sonuç ancak üç dört ayda alınabiliyordu. Bu
süreç sırasında da ithalatı yapacak olan kişi yaşanan
sıkıntıdan dolayı halıyı getirmekten vazgeçiyordu.
Gelecek halı uygunsa bir ay gibi bir sürede ithalat izni
çıkıyor. Eski halı ithalatının yapılması
aynı zamanda emek ihracatının yapılmasına alt
yapı oluşturan bir konu olduğundan bu alanda
çalışmalarımız devam ediyor. Aralık ayında bize
bilgileri ulaşan ve daha önceden ithalatı yapılamayan
halılar bizim kanalımız üzerinden ithal edilebiliyor.
Aralık ayından bugüne biraz gecikmeli olmuş gibi görünebilir
fakat ilk çalışmalarda bazı gecikmelerin yaşanması
doğaldır. İkinci
bir hizmetimiz de sektöre tasarım hizmeti ve eğitimi sunmaktır.
Marmara Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışan bir
desinatör arkadaşımız var. Kendisi iki haftalık sürelerle,
arzu eden kişilere eğitim veriyor. Üniversitelerde elektronik ortamda
çizim yapma şansı ne yazık ki çok fazla yok. Bu eğitimde
öğrencilerin elektronik ortamda çizim yapabilmeleri, ekrana
alışmaları ve gittikleri yerlerde elektronik desen çizimini
yapabilecek hale gelmeleri amaçlanmaktadır. Bu öğrencilerin ve kendi
arkadaşımızın çizdiği ister yeni desen ister
ebatlandırma olsun sektöre uygun bir bedelle satışını
gerçekleştiriyoruz. Haftada
yaklaşık 60-100 civarında halının
tanıtımını yapıyoruz. Ayda yaklaşık 200
halının resimlerini ve ekspertiz raporlarının
arşivlenmesini de gerçekleştiriyoruz. Bu anlamda ülkenin güncel
halılarının envanterini de çıkarmış oluyoruz. Bu
durumda dernek gibi çalışan bir şirket oluyoruz. Ayrıca bir
halı kitabı üzerinde de çalışmalarımız var. Biz
Türkler halı konusunda uzman olduğumuza göre bunun kitabını
yapmamızda da fayda var. Sektörün
sorunlarına değinebilir miyiz? Sektördeki
diğer kişilerden farkım hem makine halısı konusunda
çalışmış olmam hem de el halısında bilgi sahibi
olmamdır. Bu sayede halı sektörünü daha kolay yorumlayabiliyorsunuz.
El halısında özellikle iç piyasadaki üretimde ciddi bir
sıkıntı var. İşçi ücretlerinin yüksek olması,
maliyetlerin çok yükselmesi birinci sebep olarak görünürken, ikinci olarak
organize üretim yapılamaması, standardı olmayan ev tipi
üretimler yapılması, tezgah ebatlarının dar olması ve
seri tip üretimin yapılamaması birer sorun olarak kabul edilebilir.
Bugün Amerikan pazarına baktığınız zaman katalog,
numune ürün ve istenilen ebatta ürünün siparişi şeklinde bir düzen
gözlemlenmektedir. Çeşitli eyaletlerden gelen siparişler anında
cevaplandırılmaktadır. Bizde de bu standardın olması
gerekiyor. Bugün bir halıda yaptığınız
kırmızı diğer halıda başka bir
kırmızı ise bu halı geri dönecek bir halıdır.
Atölye türü üretim bizde çok kısıtlı. El halısında
geçmişe bağlı kalmak ve dünyanın atmış
olduğu adımlara uyulup uyulmaması konusunda bir kavram
karmaşası yaşanıyor. Halının klasik bir
değeri mutlaka vardır ama bugün bir Amerikalı için evinin
mobilyasına uymayan bir halı çok da cazip değildir. Burada biz
kendimizi günün isteklerine çok fazla adapte edemedik sanırım. Nepal,
Hindistan ve Pakistan gibi ülkeler halıda moda kavramını çok
daha hızlı kavradı. Sizce,
Türk desenlerinin dokunma merkezlerindeki politikası nasıl
olmalı? Bu
biraz yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar konusuna
benziyor. Acaba Türk desenleri sadece Türk desenleri mi yoksa geçmişte
etkilendiğimiz kültürlerin bir harmanlaması mı? Benim şahsi
görüşüm herşeyin en iyisini alıp, sentezleyerek
uygulamamız. Aksi takdirde biz hala at arabası ile geziyor ya da hala
şalvar giyiyor olurduk. Mutfak kültürümüzde de bu var. Arap
mutfağından, İran mutfağından ve Yunan
mutfağından en iyi örnekleri alarak kendi
mutfağımızı oluşturmuşuz. Bence Türk
halısının bir ticari boyutu ve bir de kültürel boyutunun
olması gerekiyor. Halı kültürümüzün yok olmasını elbette ki
istemeyiz. Asıl olması gereken; özellikle de el halısında,
Türkiye’nin bir ticaret merkezi haline getirilmesidir. Tekstilde bir
İtalya örneği var. Bu anlamda Benetton’ı düşünecek olursak,
onun üretimini Türkiye, Bulgaristan ve Çin gibi yabancı ülkelerde
yaptırdığını görürüz. Bu durumda İtalyan hükümeti
Benetton firmasını ülkeye zarar veren bir firma olarak mı
düşünmeli, yoksa imajı ile ülkeye
kazandırdıklarını ve ekonomik getirilerini mi göz önüne
almalı? Benetton firması bilgisiyle, İtalyan imajı ile tüm
dünyada satışını sürdürüyor. Türk el
halıcılarının da önemli bir bilgi birikimi var. Bu bilgi
birikimi hem eskinin tamir edilmesinde hem yeninin üretilmesinde mevcut.
Türkiye’de işçilik pahalı ise mevcut bilgi birikimi ile üretilen
desenler başka bir ülkede yaptırılıp satılabilir.
Neticede halıcılık Türklerle özdeşleşmiştir. Bu
sebeple Türk halısının marka imajının yalnızca
ülke içindeki üretimle değil dış dünyadaki ticarete yön verecek
boyutta olması gerekiyor. Uzakdoğu’da dokunmuş bir ipek
halı için turiste Türkiye’de üretilmiş denilmemelidir. Burada Türk
halı kültürü ve emeği vardır kabul ediyorum fakat halı
Türkiye’de dokunmamıştır denmelidir. Yapılan işin
yanıltıcı olmaması için başkalarının desen
ve telif haklarına saygı duymak gerekir. Siz ipek halı
ürettiğinizde bir başkasının markasını
koyarsanız bu insanları kandırmak olur. Dış dünyadaki
halıcıların birçoğu hem eski halı, hem makine
halısı hem de duvardan duvara halı ticareti yapabiliyorlar. O
zaman Türkiye’ye gelen yabancı bir ithalatçı el
halısını, makine halısını ve eski
halıyı bir yerden alır. Hatta tamirat yaptıracaksa onu da
yaptırır. Bu turizm açısından da bir getiridir. Şöyle
düşünün; halı ticareti ile uğraşan biri İstanbul’a
gelip tüm aradığını burada bulduğunda ülke ülke
dolaşmaktan kurtulur ve böylelikle de Türkiye bir halı ticaret
merkezi haline gelmiş olur. İthalatın engellenmesi bazı
kısır döngülere sebep oluyor. Biz eğer ithalatı
engelliyorsak birçok yabancı mağaza zincirine de karşı
çıkmalıyız. Ürünlerin bir kısmı ithal ve bu ithal
malların yanında yerli üretimler de var. Tüketici kendisi için
hangisi uygunsa onu alıyor. Bugün bütün dünyada Türk
halısının ve halıcılarının bir imajı
var. Bu imajdan zaman kaybetmeden ciddi anlamda faydalanmamız gerekiyor.
Bunu da ancak Türkiye’yi zemin kaplama malzemeleri ile ilgili bir ticaret
merkezi haline getirebilirsek başarabiliriz. İsterseniz
biraz da makine halısı üretimine ve makine halısı
pazarına değinelim. Makine
halısı son zamanların parlayan yıldızı. Özellikle
de Belçika’daki işçiliklerin artmasından sonra ülkemizde makine
halısı sektörü fason bazda üretimlerle ve genellikle Arap Ülkeleri’ne
yapılan satışlarla gelişmeye başladı. İsim
yapmış firmaların bu işe ön ayak olması ve bilgi
birikimini paylaşması ile Gaziantep hızlı bir şekilde
üretime başladı. Bir yerde Gaziantep, Belçika’nın yerini
aldı diyebiliriz. Üst katmanda Belçika hala bilgi ve tasarım birikimi
ile pazara çok yüksek fiyatlarda ürün satabiliyor. Dünyada belirli bir
potansiyel var ve bu potansiyeli fazla doyurmaya kalkarsanız birbirinizle
kavga etmeye başlıyorsunuz. Türkiye’nin önümüzdeki 10-15 yıl
içerisinde makine halısında pozisyonunu belirleyecek bir
araştırma mutlaka yapılmalıdır. Umarım bir kriz
yaşamayız. Araştırmaların en kısa zamanda
yapılıp yatırımların da kontrol altına
alınması gerekiyor. Aksi takdirde firmaların birbiri ile kapışmaları
söz konusu olacak. Belirli bir zaman sonra firmalar maliyeti kurtaramaz hale
gelecek ve tezgahlar da Suriye’ye, İran’a ve Orta Asya’ya kayacaktır.
Bu sebeple yola akıllı devam etmek gerekir. Bir başka husus da
Gaziantep’teki firmaların kurumsal yapıya hızlı bir
şekilde geçmesi gerektiğidir. Bu firmalar sektöre hızlı
makineleri ile çok ciddi yatırımlar yaptılar fakat tasarım
konusunda bir kaç firma dışında yatırım yapan
olmadı. Bu sebeple makine halısı sektörünün tasarıma
yatırımını arttırması gerekiyor. Birbirinin
tasarımını kopya etmek ancak firmaların
zıtlaşmasını doğuracağından sadece
alıcıya yarayacaktır. Desen, tasarım ve yönetim
anlayışında değişim şarttır. Firma
sahiplerinin artık yönetimi profesyonellere bırakması gerekiyor.
Amaç sadece para kazanmak değil aynı zamanda ürünü geliştirmek
ve uzun dönemde bir imaj, bir marka oluşturmak olmalıdır. Bir
şirketiniz varsa hızlı para kazanmayı tercih edebilirsiniz
ama uzun vadede neler kazanılabileceği ya da kaybedilebileceği
de düşünülmelidir. Bunun
dışında butik çalışmalar da gereklidir. Firmanın
analizi yapılmalı ve hacimsel büyüklük yerine metrekare olarak az ama
katma değerde yüksek ürünler yapılmalıdır. Zincir
mağazalar oluşturarak milyonlarca metrekare ürün satabilirsiniz.
İkisinin birarada yapılması mümkün olmadığından
birinden vazgeçmek zorunda kalıyorsunuz. Bu işin yapılması
için profesyonel kadrolaşma ya da dışarıdan
danışmanlık hizmetleri almak gerekir. Sektördeki
firmalara danışmanlık hizmeti verebilecek kuruluşlar var
mı? Sektörde
danışmanlık alanında gerçekten önemli bir açık var.
Birçok kişi bu işe önce danışmanlıkla
başlamış ardından da danışmanlık
yaptığı firmada yönetici olmuştur. Bugün artık tüm
dünyada pazarlama ve üretim birbirinden ayrılmaya başladı.
Japonların geçmişte oluşturdukları dış ticaret
şirketleri gibi halı sektöründe de dış ticaret
şirketleri oluşması gerekiyor. Biz üretime bağlı
dış ticaret şirketleri kuruyoruz ve bu durumda rekabet olduğundan
üreticiler biraraya gelemiyor. Sektörde bir iki firma kendi koleksiyonunu
hazırlatıyor ve onu pazarlıyor. Biz Türk sanayicileri olarak
ilişkilere kısa dönemli bakıyoruz. Pazarlama
firmasının getirdiği müşteriyi bir süre sonra üretici almak
istiyor. Bu düşünce tarzı her iki tarafa da müşteri kaybı
olarak yansıyabiliyor. Bu sebeple ihracat prosedürlerinin
değişmesi gerekiyor. Çünkü aracı kuruluş bir emek
harcıyor. Aracı kuruluşlardaki arkadaşlar kurumsal
pazarlamadan geliyorlar. Bu sebeple dış dünyayı tanıyor,
nasıl bir imaj oluşturulması gerektiğini de biliyorlar.
Birçok halı firması dış ticarette tecrübeli olan bu
kişileri elde tutacak bedeli ödeyemiyor, bunun yerine
dışarıdan destek alıyor. Bu sebeple sektörün
kurumsallaşabilmesi için adımlar atılması gerekli. Ancak bu
adımlar atılırken mükemmele bir anda ulaşma arzusu ile
başlanıp, operasyonun yarım kalması söz konusu olabiliyor.
Bu sebeple kademe kademe ilerleyerek gelişen operasyonlarda fayda
görüyorum. Çin’i
ya da benzer üretim yapan ülkeleri el halısı için bir tehlike olarak
görüyor musunuz? Bize
gelen bilgiler Çin’in yavaş yavaş el halısından
çıkacağı yönünde. El halısı aslında fakir
toplumların üretimi ve toplumlar zenginleştikçe katma değeri
daha yüksek ürünlerin üretimine ağırlık verir. Konfeksiyon,
katma değeri daha yüksek olan bir iş. Bu sebeple Çin’deki
halıcının konfeksiyon işine girmesi daha avantajlı.
Artık Çin yavaş yavaş el halısından çıkma
noktasına geldi. Bence belirli bir süre sonra Afrika halı işine
girecek. Çünkü halıcılık, bir ülkenin fazla yatırım
yapmadan ayağa kalkmasında ve emeklemesinde yardımcı bir unsur.
Bu anlamda ben Çin’i el halısında bir tehlike olarak görmüyorum ancak
Hindistan ve Pakistan için aynı şeyi söyleyemiyorum. Ben
halının Türkiye dışında üretilmesini bir tehlike
olarak görmüyorum. Yeter ki biz bu operasyonların içinde olalım. En
kötü şey oyunun sizin dışınızdaki insanlar
tarafından oynanmasıdır. Eğer biz o operasyonun içinde
olmazsak ya ikinci ligde yer alırız ya da tribünlerden izleyenler
haline geliriz. Çin’deki halı üretiminde bir düşüş olacak, peki
bu Türkiye’ye kayar mı? Kayarsa üzülürüm, çünkü o zaman Türkiye de
fakirleşti demektir. Türkiye’de
el halısına emek verenlerin önemli bir kazancının
olmadığı söyleniyor ama halılar çok ciddi fiyatlara
satılıyor. Bu duruma değinebilir miyiz? Artık
dağıtım zincirleri ve stok maliyetleri ciddi masraflar
doğuruyor. Bir konfeksiyon ürünü dört-altı ayda geri dönüşüm
yapar ama halının geri dönüşüm süresi 1.5 yıldır.
Burada bir maliyet var, ürünün elinizde kalma riski var ve stok maliyetleri
var. Bunun yanına dükkan
kirasını ve yan giderleri de koyduğunuz zaman tüm masraflar
halının fiyatına elbette ki yansıyor. Tersini yapacak
olursak, maliyetleri azaltmak istediğimizde eski devlet sistemimize
döneceğiz; atölye kendi atölyesi olacak v bildiği malı satacaktır.
Bu durumda satış miktarı ne olacaktır, işte orası
tartışılır. Artık insanlar istediği ürünlerin
ayağına gelmesini bekliyor. Ürünün tüketicinin ayağına
gitmesi için zincirin halkalarının da oluşması gerekiyor.
Halı görsel ve dokunma arzusu uyandıran bir ürün. Ürünün uç noktada
pahalı olmasının sebebi dağıtım zincirleri ve
paranın geri dönüş halkasından kaynaklanıyor. Geçmişte
dağ köylerindeki insanlar televizyon nedir bilmiyordu, yapacak
birşey yoktu. İletişim geliştikçe insanların
hayata bakışları da değişiyor. Hakkari’nin
bir köyü Amerika’da yapılan bir partiyi görebiliyor artık.
İletişimin belki de kötü bir yanı; insanların içinde
bulundukları durumu görmeden dış dünyaya özenmeleri ve
bu nedenle de insanların bazı şeylerden uzaklaşmasıdır.
Türkiye’nin geçmişinde sanat okulları ve halk eğitim
merkezleri ön plandaydı. Bugün bütün gençler üniversiteyi bitireceğim
diye çabalıyor. Üniversiteyi bitirdikleri zaman sınav heyecanları
ile açıkcası çok fazla birşey öğrenmeden mezun olmuş
kişiler oluyorlar. Amerika’da bir musluk tamircisi iyi para kazanabiliyor.
İyi eğitimli bir musluk tamircisi, iyi eğitimli bir otomobil
tamircisi olabilir. Bizim eğitim sistemizde büyük bir hata var
diye düşünüyorum. Sektörlere ara kademe insanları bulmada
zorluklar yaşanıyor. Bu sebeple eğitim sistemimizin yeniden
gözden geçirilmesi gerekiyor bence. | |||||||