Dokuma tekniğinin
ilk olarak ne zaman ve nerede başladığı tam olarak bilinmese de hiç
kuşku yok ki dokuma sanatı, genel bağlamda, Orta Asya'da başlamıştır.
Bu bölgede yaşayan yerliler, ki göç eden bu kabilelere yörük ya da
göçebe kabileler denilmektedir, büyük bir nüfus patlaması neticesinde
Asya'nın batılarına göç edip kendilerine yaşamak için daha uygun alanlar
aramaya başladıklarında göçebeler şiddetli bir çok hava koşullarına
maruz kalmışladır. Bu nedenle çadırlarını kurmak için keçi yünü kullanmaya
başlamışlardır. Keçi yünü koyun yününe nazaran çok daha uzun ve sıkıdır.
Düz dokuma tekniği bu anlamda ilk defa göçebe tenteleri yapmak için
kullanılmıştır.
Küçük bir kızın saç örgüsü at kuyruğundaki kısa ve sıkı saçların dışarı
çıkması gibi keçi yünü de dokuma kumaşın dışına çıkarak düz dokuma
çadırındaki delikleri kapar ve çadırı adeta su geçirmez bir halde
getirir. Daha sonraları, bu göçebe insanlar çadırlarının toprak zeminindeki
rutubetten kendilerini korumak ihtiyacı duymuşlardır. Bu yüzden düz
dokuma tekniğinin aynısını kullanarak "Kilim" adını verdikleri
zemin kaplamalarını üretmişlerdir. Yaşadıkları bu alanda pagan inanışlar
hakim olduğu için düz dokuma motiflerinin çoğu tapınılan bir takım
sembol betimlemeleri yansıtır.
Bir süre sonra dokuma sanatı gelişti ve günlük yaşamda kullanılan
bir çok eşya; örneğin ulaşımda kullanılan at veya develerin eyer çantası
gibi, dokumaydı.
Yörükler keçi
yününden kilimler dokuyarak bunları sıcak battaniyeler olarak kullanıyorlardı.
Kilimler ayrıca çadırların içinde bölmeler yaratmak için kullanıldığı
gibi bebek beşiklerinde de kullanıldır. Kilim kenarlarından çadır
direklerine bağlanarak beşiğin öne ve arkaya sallanmasına ve bu sayede
de bebeğin uyuması sağlanırdı. Bu tür çeşitli dokumalar zaman içerisinde
bir takım ek kullanımların oluşmasıyla evrimsel temelde gelişmiştir.
Çadırlarda yaşayan bu göçebeler ilk başlarda kuru yaprak yığınlarını
çadırlarının köşelerine dizmiş ve bunları yatak olarak kullanmışlardır.
Ancak vücut ağırlığı altındaki bu yatakların toz toprak olmaları,
çok az konfor sağlamaları ve sıklıkla değiştirilmek zorunda olmaları
gibi dezavantajları bulunmaktaydı. Daha sonraları hayvan postlarının
kullanımını model alarak, göçebeler bu düz dokumalarına (pile) eklemeye
başladılar. Bu ilk pile kilimleri oldukça esneklerdi. Göçebeler bu
kilimleri kolaylıkla katlayıp atların sırtlarına atarak bunları uzun
yolculukları esnasında uyku çantaları olarak kullanmaktaydılar.
Daha önce de belirttiğimiz gibi, ilk düğüm atılmış- pile halıların
ne zaman ve nerede dokunduğunu hiç kimse tam olarak bilmemektedir.
Ancak hayatta kalmayı başaran en eski pile halı Altay dağlarının Pazyryk
vadisindeki bir Sycthian prensinin mezarında keşfedilmiştir. İlk kez
Sibirya'da bir rus arkeolog tarafından 1947'de segilenmiş ve şu anda
da Leningrad'daki Hermitage Müzesi'nde sergilenmektedir. Bu halı Türk
çift düğümü ile dokunmuş olup metrekaresinde 347.000 düğüm bulunmaktadır.
Boyutları 3,62 m2 olan bu halıya yapılmış olan incelemeler neticesinde
İsa'dan Önce 5. yüzyıla ait olduğu ortaya çıkmıştır. Pazyryk, diğer
ismiyle Altay halısı oldukça gelişmiş bir görünüme sahiptir ve bu
sebeple de dokumacılığın uzun bir geçmişe sahip olduğunun kanıtı niteliğindedir.
Türk halıları, ister düğümlü ister düz dokuma olsun, Türkler tarafından
üretilmiş bilinen en mükemmel sanat şeklidir. Orta Asya'dan Türkiye'ye
kadar tüm Türkler arasında halı dokuma sanatının yaygınlaşmasının
çevresel, sosyal, ekonomik ve dinsel nedenleri vardır. Yüzyıllar boyu
Türklerin yaşamış olduğu coğrafi bölgeler ılıman hava ikliminin bulunduğu
alanlardı. Gündüz ve gece, yaz ve kış sıcaklık farkları oldukça değişkendi.
Türk göçebeler, tarımsal alanlarda ya da kasabalarda kurdukları çadırlarda
ya da büyük şehirlerdeki büyük evlerde yaşıyorlardı ve kendilerini
soğuk havanın etkilerinden korumak için yerleri bazen de duvar ve
girişleri halılarla kaplıyorlardı. Halılar her zaman pamuk ya da yün,
nadiren de ipek eklemeleri el yapımı olurdu. Bu halılar soğuğa karşı
doğal duvar görevini görmekteydiler. Düz dokuma kilimler ise sıklıkla
batteniye, perde ya da koltukların üzerine konulan kaplamalar olarak
kullanılırdı.
Türk halıları, tüm dünyadaki ev eşyaları arasında en çok satılanlarıdır.
Zengin renkleri, sıcak tonları ve olağanüstü dokuları ile geleneksel
motifleri Türk halılarının 13. yüzyıldan bu yana koruduğu mevkide
büyük bir paya sahiptir. 13. yüzyılda Anadolu'yu dolaşmış olan Marco
Polo, bu halıların güzelliği ve sanatsal değeri üzerine yorumlarda
bulunmuştur. Bu dönemden kalan ve Selçuk halıları olarak bilinen diğer
bir kaç halı, orta Anadolu'daki bir çok camide keşfedilmiştir. Selçuk
Halıları bugün Konya ve İstanbul'daki müzelerde sergilenmektedir.
Marco Polo'nun 1272 senesinde övmüş olduğu halıların aynısına bakıyor
olabileceğimiz düşüncesi oldukça heyecan vericidir.
Türk Kilim ve Halı dokumacılığının Anadolu'daki yayılması ve gelişmesi
Selçuklu İmparatorluğu dönemine rastlamaktadır. Dokuma sanatı Anadolu'ya
11. yüzyılın sonları ve 12. yüzyılın başlarına doğru en güçlü dönemini
yaşamış olan Selçuklular tarafından tanıtılmıştır. Bir çoğu halen
belgelenememiş sayısız halı parçasının yanı sıra, Selçuklu kökenli
18 adet halı ve parçası bulunmaktadır. Bilinen en eski Selçuklu halıları
13. ve 14. yüzyıllardan kalmadır. Bu halıların 8'i Selçukluların başkenti
olan Konya'daki Alaattin Camisi'nde 1905 yılında Alman Konsolosluğu
üyesi Loytred tarafından bulunmuştur. Bulunan bu halıların 1220 ile
1250 yılalrı arasında Selçuklu bölgesinde dokunmuş olduğu bilinmektedir.
3 büyük eksiksiz kilim, diğer bir takım ufak kilimlerden kalmış 3
büyük parça ve büyük kilimlerden kalmış 2 oldukça küçük parçadan oluşan
8 çarpıcı kilim 1930 yılında Beyşehir'deki Esrefoğlu Camisinde bulunmuştur.
Günümüzde, bu kilimler Konya'daki Mevlana Müzesi'nde ve Londra'daki
Kier Kolleksiyonunda sergilenmektedir. Üçüncü bir grup halı kalıntısı
ise 1935-1936 yıllarında Fostad'da ( Eski Kaire) bulunmuştur. Fostad'da
bulunmuş bu 7 kilimin 14. yüzyılda Anadolu'da dokunmuş olduğu belgelenmiştir.
Bahsettiğimiz bu 18 kilimin ortak tasarım özelliği Kufic kenarları,
8 uçlu yıldız ve geometrik motifleridir. Orta Asya kökenli Türk kilimleri
14. yüzyıla kadar tüm karakteristik özelliklerini korumuştur. Osmanlıların
tüm Anadolu'da kontrolü ele geçirmelerinden sonra motiflerin karakteristik
özellikleri ve ölçülerinde bir takım değişimler olmaya başlamıştır.
Osmanlı Hükümdarlığı esnasında bir çok Türk kabile beraber yerleşip
bir dizi kasaba ve küçük şehir kurmaya karar vermiştir. Hereke şehri
Marmara Denizi'nin kıyısında İstanbulun 60 km kadar doğusunda kurulmuştur.
İlk saray halısı atölyesi Hereke'de tesis edilmiştir ve Osmanlı saraylarını
dekore etmek üzere değişik ölçülerde halı dokumacılığına başlanmıştır.
Bu istisnai güzellikteki kilimler aynı zamanda barış ve savaş dönemlerinde
Avrupa ülkeleriyle ilişkileri pekiştirmek adına kral ve kraliçelere,
ordu komutanlarına hediye olarak da yollanmıştır. 14. yüzyıl sonlarına
doğru bu kilimler Avrupa evlerine, kiliselerine ve şatolarına girmeye
başlamıştır.
14.-16. yüzyıllar süresince Türk kilim tasarımları Holbein, Lotto,
Memling ve Van Eyck gibi Avrupalı birçok ünlü sanatçının resimlerinde
yer almıştır. 16. yüzyıl başlarında Avrupalı neredeyse her prensin
kendine özel bir koleksiyonu vardı. Viyena'da insanların kilim almasına
ise ancak 1671'den sonra izin verilmeye başlanmıştır. Türklerin Viyena'yı
terketmesinden sonra birçok Türk kilimi çadırlar içinde bırakılmıştır.
Bu sayede güzel Türk halıları Avrupa halkı tarafından tanınmıştır.
Bir süre sonra ise Avrupalı kral ve kraliçeler şatolarını ve saraylarını
ziyarete açmışlardır. Bu da Türk kilimlerine olan ilgiyi arttırmış
ve bu sayede kilimlere olan talep de artmıştı.
19. yüzyılda İstanbul'un Kumkapı, Topkapı ve Üsküdar gibi bölgelerinde
saray halısı atölyeleri açılmaya başlanmıştır. 1891 de ise Sultan
Abdülhamit II Hereke'deki atölyelerin sayısını ve büyüklüğünü arttırmıştır.
Böylece Hereke'deki halı dokumacılığı çeşitlilik kazanmıştır. Bu gelişim
süresince Orta Asya'dan Anadolunun ovalarına ve kıyı şeritlerine kadar
Anadolu kilimleri saflığını ve karakteristik özelliklerini korumuştur.
Türk saray kilimleri Türk egemenliğideki kaynaklardan esinlenmiş olup
Türk standart ve gereksinimlerine göre değişikliklere uğramıştır.
Bu süreç içerisinde kilimler Avrupa'da da hakettikleri yere ulaşmıştır.
Hereke, Uşak ve Bergama gibi bölgelerin kilimleri zaman içinde ünlenmiştir.
Anadolu kilimlerinin tasarım, renk ve sembolleri inanılmaz bir şekilde
zengindir. Bu kilimler günümüzde 750den fazla köyde dokunmaktadır.
Orta Asya Kilimleri
Irak'ın yanısıra
Afganistan, Hindistan ve Pakistan gibi diğer ülkeler de ihracat için
el dokuma kilimleri üretmektedir. Hem Pakistan hem de Hindistan oldukça
modern kilim ve tekstil endüstrisi geliştirmişken Afganistan'ın kilim
ihraç endüstrisi oldukça kısıtlı kalmıştır.
Hindistan
Kilim dokumacılığı Hindistan'da İran'da olduğu kadar eski bir gelenek
değildir. Kilim dokumacılığı Hindistan'a 16. yüzyılda İran İmparatorluğu
tarafında tanıtılmıştır. 1526-1530 yılları arasında İran kilim dokuma
endüstrisi gelişmeye başlamıştı. 15. yüzyıl sonunda İran'daki Mongol
hakimiyeti sona erdiğinde Hindistan kilim dokuması konusunda bir hayli
ilerlemişti. 1501 yılında İran yönetimi Hindistan'da dokumacılık için
profesyonel atölyeler açmış ve bu konuda uzman kişileri denetleyeci
olarak atamıştır.
Sonuç olarak neredeyse tüm Hint tasarımları ünlü İran tasarımlarının
birer imitasyonudur. Bu kilimleri birbirinden ayırın tek özellik yünün
ve dokumanın farklı nitelileridir.
15. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar Hindistanda üretilmiş kilimlerin çoğu
nerdeyse İran dokumaclığı kadar iyidi ancak 17. yüzyılın sonunda bu
sanat hemen hemen sona erdi. Dokuma endüstrisi 1800li yıllardan İngilizler
tarafından yeniden kuruldu ancak bu tarihten sonra üretilen halılar
eskisi gibi olamadı.
Hint kilimlerinde kullanılan yünün İran halılarında kullanılandan
daha kalındı. Ayrıca Hint kilimlerini sertliklerinden ötürü katlamak
çok daha zordur.
Yine de güzel görünümleri ile zeminlerinizi süsleyip uzun seneler
yıpranmayan kilimledir.
Pakistan
Hindistan'daki
gibi Pakistan'ın kilim endüstrisi de İran İmparatorluğu'ndan etkilenmiştir.
İran yönetiminin 16. ve 17. yüzyıllarda Pakistan'a kilim üretim olanakları
getirmesiyle dokumacılık bu bölgede de önemli ölçüde gelişmiştir.
Pakistan'ın bugünkü stil ve desenleri ya İran, ya Türk ya da Buhara
tasarımlarını örnek alır niteliktedir. Buhara kilimleri oldukça yumuşak
ve parlak bir yün yapısına sahiptir. Bu kilimlere olağanüstü bir yumuşaklık
kazandırmak amacıyla saf koyun yünü kullanılmaktadır. Bu tasarımlarda
sadece 2 ya da 4 renk kullanıır ve bu renkler de genellikle yeşil,
mavi ya da kırmızının tonlarından oluşmaktadır. İran kilimlerine benzer
olan çeşitleri ise hem kalite bakımından hem de fiyat açısından yüksektir.
Bugün Pakistan dünya çapındaki en büyük 4. halı üreticisidir.
Afganistan
Afganistan'ın
halı endüstrisi, ülkenin politik sorunlarla karşılaşmasından önce
olduğu kadar iyi değildir. Günümüzde ülkede bir çok kilim üretiliyor
olmasına karşın ihracat oldukça azdır. Bu nedenle Afganistan halılarını
diğer dünya ülkelerine Pakistan ve İran aracılığıyla pazarlamaktadır.
Afgan kilimleri genellikle Buhara kilimlerine ve Türkiye'de üretilenlerle
doğu Türkmenistan kilimlerine benzemektedir. Afgan kilimlerinde kullanılan
renkler heyecan verici ve kilimin tarzına özel renklerdir. Çeçen kabileleri
gibi Afgan göçebeleri günümüzde halen kilim üretmektedir ancak bunlar
çok az miktarda olduklarından ötürü oldukça nadir ve zor bulunurlar.
Umuyoruz ki bu politik kaos içerisinde Afganistan kilimleri sonsuza
dek yol olmaz.
Avrupa Kilimleri
Avrupa'daki kilim
dokuma sanatının kökeni belirsiz olmaklaberaber bazı Avrupa ülkelerinin
neredeyse 1000 yıl evvel düz dokumalar ve duvar halıları üretmiş olduğu
bilinmektedir. Kanıtlar göstermektedir ki doğu kilimleri ilk olarak
M.S 1000 yılı sonrasında ithal edilmiştir. Bu da pile-knotting tekniğinin
hemen taklit edilmesiyse eğer daha önceden biliniyor olduğu anlamına
gelmektedir.
Pile halıların Avrupa'da yayılması 11. ve 13. yüzyıllarda sürmüş Haçlı
Seferleri, Marco Polo'nun (1254-1324) seyehatleri ve Venedik'teki
elçilikler sayesinde gerçekleşmiştir. Ayrıca Portekiz'in 14. yüzyılda
başlamış olan koloni genişlemesi da etkenlerden biriolarak kabul edilir.
Avrupa pile halılarından kalan en eski parça Harz Dağı bölgesindeki
Quedlinburg'daki Schlosskirche'de korunmaktadır. Bu kilim tek pile
düğüm ile dokunmuş olup bu özelliği ile İspanyol halılarına benzemektedir
ancak yapılan araştırmalarda bu kilimin İspanyol dokumacılığı ile
bir bağlantısı bulunamıştır.
1255 yılında Castilelı Eleanor İngiltereli Edward I ile evlendiğinde
yanında bir çok İspanyol kilimi getirmiştir.
İngiltere'nin büyük bir bölümünde17. yüzyıl başlarına kadar saraylarda
ve büyük evlerde bile hasır ve samanlar zemin kaplaması olarak kullanılmaktaydı.
Britanya zaman içerisinde zenginleştikçe tüm bu saman ve hasır kilimlerin
yerini pile kilimler aldı.
Eski Avrupa tablolarında betimlenmiş tüm zemin kaplamaları doğu kilimlerine
benzemektedir. Bu da çok şaşırtıcı bir durum değildir çünkü Avrupalılar
bu sanatı kendileri öğrenmeden çok önce İran halıları ihtal etmekteydiler.
Bir çokları Venedik'in 15. yüzyılda Asya'dan kilimler ithal ettiğine
ve Avrupalıların özellikle doğu kilimlerini tercih ettiklerine inanmaktadır.
17. yüzyıl sonlarında iran ve Türk halıları Avrupa'nın en fazla değer
gören halılarıydı. Krallar diğer politik liderlere müttefik olmak
için ipek İran halıları armağan etmketeydiler.
18. yüzyılın ortalarından 19. yüzyıla kadar Avrupalı neredeyse her
ülke kendi kilim dokuma sanatına başlamıştı. En iyi üreticiler İspanya,
Fransa, Polonya, İtalya, İngiltere, Almanya, Avusturya, Hollanda ve
Romanya'ydı.
Günümüzde Avrupa el dokuma kilimleri sanayinin işçilik maaliyeleri
ile yarışmaması nedeniyle oldukça nadir üretilmektedir. Bunun yerine
Belçika gibi kimi Avrupa ülkeleri özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında
önemli makina dokuma halı sanayileri geliştirmişlerdir.