| » Haberin Devamı... | |||||||
|
İTHALATI
ENGELLEMEK YERİNE ATÖLYECİLİĞİ GELİŞTİRMELİYİZ
Mehmet Ali
İmren: “Türkiye’deki halıcılığı ithalatı
engelleyerek canlandırmaya çalışmak çok yanlış.
Halbuki ithalatı engellemek yerine Türkiye’deki atölyeciliği
geliştirecek projeler üretilmelidir. Böylece çok yol alacağımıza
inanıyorum. Devlet para teşviki yerine vergilerde ve SSK primlerinde
kolaylık yapmalıdır.” - Sizi ve
firmanızı tanıyabilir miyiz? - 1958
yılında İstanbul’da doğdum. Kapalıçarşı’da
büyüdüm diyebilirim. Halıcılık benim sonradan atıldığım
bir meslek. Dedem ve babamın mesleği nakışlı yatak
örtüleri yapmaktı. 1980’li yılların başlarında bu
iş gerçekten iyi gidiyordu fakat 1986 ve 1987’de fabrikasyonun artması
ile işin getirisi azaldı. Bizde bu işten vazgeçtik.
Kapalıçarşı‘da da ya halıcılık
yaparsınız ya dericilik ben de 1987 yılında bir gecede
halıcı olmaya karar verdim. Daha önce makine halısını
el halısını dahi ayırt edemiyordum, halı hakkında
hiçbir bilgim yoktu. İlk olarak turistik halıcılık
yaptım, ardından yün halıya yöneldim, sonra ipek
halıcılık yaptım. İpek halı alanında oldukça
yol katettim, ipek halının toptancılığına
başladım. Daha sonra, ipek halı ihracatına
başladım. 1994 yılında halıcılıkta bana yol
gösteren arkadaşımla ortak Eko Halı adında bir firma
kurarak çarşıdan ayrıldım ve ipek halı
ihracatını yoğunlaştırdık. 3-4 sene sonra Çin
ipek halı taklitlerini yapmaya başlayınca ki m2’si 1500 USD olan
ürünler 300 USD’ye piyasaya sunulmaya başlandı. Çin’in ipek halı
piyasasına girmesi ile biz pazarımızı kaybettik. Bu
sıralarda aklımda Türkiye’de kilimlerde daha modern işler yapmak
vardı. Üretim bilgim de olmadığı için ilk iş olarak
kilim satın aldığımız Uşak’taki
imalatçıları ziyaret ettim ve fikirlerimi söyledim. O zamanlar kimse
ilgilenmedi. Bir iki yıl sonra ziyaretlerimi tekrarladım, birlikte
bir şeyler yapalım dedim ve
büyük imalatçılardan birini ikna ettim. Uşak kiliminin bir
metrekaresini kaç günde yapıyorsun dedim rakamları tam
hatırlayamıyorum. 3 günde yaparız dedilerse “ben size 1.5-2
günde yapacağınız bir iş versem yapar
mısınız?” dedim ve anlaştık. Uşak kilimini misal
10 Lira’ya yapıyorum dediler, peki benim verdiğimi kaça
yaparsınız dedim. 30 Lira fiyat verdiler. Aslında verilen iş daha basit bir işti ama
babadan, dededen öğrendiği ile ticarete baktığından
her zaman doğru karaları veremiyorlar. Bence halının da kilimin de ihracat payının
azalma sebebi de ticaret anlayışındaki bu eksiklikler. Köyde
3000-5000 tezgahı var ama bunlardan iki tezgahını yeniliğe
ayırmamış. Günü geldi Avrupa modern halıya yönelince yapacak
bir şeyleri kalmadı. Bu kez pazar Çin’e Hindistan’a kaydı. Belki
elimde imalat imkanları olsaydı daha farklı olabilirdi ama hiç
tecrübem olmayan ve yatırım gerektiren bir işti. Uşak
tarafında olmayınca atladım uçağa bu işi makinede de
yaptırabilirim düşüncesi ile Gaziantep’e gittim ve jütten kilim yapan
birini buldum ki o zamanlar bu çok yeni bir işti. Dokuması biraz
değiştirilerek benim istediğim yapılabilirdi. Ardından
jütün de dağıtımını istedim anlaştık. Bize
söz verdikleri ürünü bir hafta sonra baktık ki büyük marketler zincirinde
satıyorlar. Biz bu zihniyetle çalışmayız dedik ve işi
bitirdik. Birkaç yıl sonra ortağım Almanya’daki Domotex
Fuarı’na katıldı ve benim istediğim dokumanın
benzerini Hintli bir firmanın stadında gördüğünü söyledi. Ertesi
yıl birlikte fuara gittik, gerçekten dokuma şekilleri benim
istediğimle örtüşüyordu. Hintli firma ile konuştuk, “renk
versek, desen versek yaparmısınız” dedik. Hintliler de oldukça
ilgilendiler. Türkiye’ye geldiler, siparişimizi verdik ve
çalışmaya başladık. Ürünü yavaş yavaş
halıcılara satmaya başladık. - Kilim ile
halı arasındaki kullanım özellikleri farklarından da
bahseder misiniz? - Dokuma
sistemi tamamıyla farklıdır. Kullanım özellikleri
kullanılan malzeme ile ilgilidir. Yün kullanıyorsunuz. Biz kendi ürünlerimize
halı şampuanı ile yıkandığı takdirde
yıkama garantisi veriyoruz. Yün kazağı nasıl
yıkıyorsanız kilimimizi de aynı şekilde
yıkayabilirsiniz. Yani toz naturel sabunla soğuk su ile ürünü fazla
hırpalamadan yıkadığınızda hiçbir şey
olmadan uzun süre kullanabilirsiniz. -
Türkiye’de kilimlerinizin ulaştığı noktalar nerelerdir?
Belirli bir bölgede hakimiyetiniz var mı? - Firma
olarak Türkiye’nin 1/3’üne bile ulaşamadık.
Yaptığımız iş bir moda olduğu için belirli bölgelerden diğerlerine
akıyor. Bizim çalışma kapasitemiz de öyle çok büyük kapasiteler
değil açıkçası. Belirli bir çalışma prensibimiz var.
3-5 konteynır malı getirip, satıp tahsilatını
yaptıktan sonra tekrar mal getirmiyoruz. Düzenli olarak 15-20 günde bir
mal getirip, süreklilik sağlamaya çalışıyoruz. Bu tabii ki
Hindistan’da bazı sorunlar yaratıyor. Bugün bize gelen mal 5-6 ay
önce verdiğimiz siparişimizdir.
Bu sebeple müşterinin 5-6 ay sonraki talebini tahmin ederek mal
üretmemiz gerekmektedir. Sürekliliği sağlamak için risklere girmeniz gerekiyor.
Küçük bir krizde 10-15 konteynır malınız elinizde kalıyor. -
Satışlarınızı gerçekleştiren “corner” bayiler
var. Buralarda kilimlerinizin satılması ile ilgili ön
koşullarınız var mı? - Öncelikle
ticari anlayışlarımızın birbirine uyması gerekiyor.
Özellikle büyük şehirlerde aynı caddede iki corner olmamasına
dikkat ediyoruz. İkinci esnafa ürün vermediğimiz zaman neden
vermediğimizi anlatmakta zorlanıyoruz ama yapacak başka
birşey yok. - 2001
yılından itibaren duvardan duvara halı sektöründeki gerileme
parça halı ve kilim firmalarının satışlarında
artışa yol açtı. Bazı firmalar da mağaza zincirinde
duvardan duvara halıdan, parça halıya ve parkeye kadar tüm zemin
kaplamalarını birarada satmaya başladı. Siz böyle bir
yapılanmayı nasıl değerlendiriyorsunuz? - Bu
doğru bir yaklaşımdır, gidişatta bu yönde hatta bunun
bir değişik tarzı da var. Avrupa’da insanlar mobilya
mağazalarında koltukla birlikte önündeki halıyı da
satın alıyorlar. Bu yavaş yavaş Türkiye’de de büyük mobilya
mağazalarında başladı. İlk ürünümü getirdiğimde
pek çok büyük mobilya firmasına broşürlerimi gönderdim fakat
ilgilenmediler. Dünya’da son 4-5 senedir el halısında bir gerileme
var. Buna karşın makine halısında da hızlı bir gelişme
var. İnsanlar halıyı, kilimi evladiyelik bir ürün olarak
görmekten yavaş yavaş vazgeçtiler. Şimdi insanlar koltuğuna
ve dekorasyonuna uygun halı veya kilim seçimi yapıyor. Böylece
halı daha hızlı tüketilen bir malzeme haline geldi. Duvardan
duvara halı artık bitme aşamasına yaklaştı.
Makine halısı ve parça halı sektörü çok hızlı büyüdü.
Parça makine halısı yapan firmalar bizim korku ile
baktığımız Çin’e bile makine halısı satmaya
başladılar. Demek ki Çin korkulucak bir ülke değil kullanılacak
bir ülke, doğru malı yaparsak doğru yere satarız. Biz de
yanlış bir kanı var. İthal halının Türkiye’deki
halı üretimini düşürdüğü sanılıyor. Halbuki bu böyle
değil. Türkiye’de halı üretiminin azalmasının birkaç nedeni
var. Bunlardan biri; bizim üreticimizin araştırmaya,
geliştirmeye zaman ve para harcamaması, ikincisi tembellik ve kolay
para kazanma zihniyeti, üçüncüsü de işciliğimizin Hindistan’dan ve
Çin’den biraz daha pahalı
olmasıdır. Hindistan’ın başarılı
olmasının en büyük sebebi atölye sistemi ile çalışıyor
olmasıdır. Hindistan’da bir üründen 10.000 tane sipariş
verirsiniz tamamı aynı gelir ama Türkiye’de 10.000’i de farklı
gelir. Bunun da sebebi Türkiye’de atölyecilik sisteminin gelişmemesidir.
Bizde renkleri deseni verirsiniz, dokuycu alır gider, sonra kendi zevkine
göre burada mavi değil de yeşil daha da güzel oldu diye getirir.
Bunun olmaması için üretimde kesinlikle atölye sistemine geçilmesi
gerekmektedir ki dokuyucunun hatalarına anında müdahele edilebilsin
ve standart mal üretilebilsin. Fiyat farklılığının
Türkiye’de Hindistan’a göre %35 daha fazla olduğunu düşünüyorum,
Türkiye’de halı üretiminin yeniden hareketlenmesi için hala
şansımız var. Fakat bir şartla; kendimiz doğru
tasarımlar ve tekstildeki gibi müşteriye atölye sistemi ile kendi
koleksiyonumuzu sunarsak, buna hem içerde hem de yurtdışında
büyük pazarlar bulacağımıza inanıyorum. Bir
tasarımın çıkması ve üretilmesi Hindistan’da 1 yıl
alıyor. Bu Türkiye’de olsa bunu 5-6 ayda yapabilirdik. Bizim
üreticilerimiz, imalattaki bilgi ve tecrübeleri açısından
avantajlarını ön plana koysalardı daha çok yol alırdık.
İkinci önemli nokta da bizde halı kültürü çok daha eski ve ileri.
Hindistan’da bu yok fakat çaba oldukça fazla. Biz komşunun
yaptığını yapmayı seviyoruz, yenilikler için çaba
göstermiyoruz. - “Türk
motifleri üretilmeye devam etsin fakat batıya da satılabilir
ürünlerle gitmek gerekir” mi diyorsunuz? - Klasik
ürünler elbette yapılsın bu bizim kültürümüz fakat bir gerçek var ki
klasik ürünler şu zaman diliminde ticari açıdan dünyada eskisi gibi
rağbet görmüyor. İnsanlar haklı olarak modern bir koltuğun
önüne klasik bir halı ya da kilim koymak istemiyor. Ticari açıdan
önemli olan doğru ürünü doğru zamanda yapabilmektedir. Türkiye’deki
halıcılığı ithalatı engelleyerek
canlandırmaya çalışmak çok yanlış. Halbuki
ithalatı engellemek yerine Türkiye’deki atölyeciliği
geliştirecek projeler üretilmelidir. Böylece çok yol
alacağımıza inanıyorum. Devlet para teşviki yerine
vergilerde ve SSK primlerinde kolaylık yapmalıdır, çünkü para
teşvikleri hep suistimal ediliyor. Türkiye’de
halıcılığın ve kilimcilerin kurtuluşu
atölyeciliktir. -
Önümüzdeki yılla ilgili hedeflerinizden bahseder misiniz? - Biz
piyasada ilkleri üreten ve sunan firma olmayı hedef yaptık.
İnşallah sonbahar aylarında farklı dokuda, yeni bir ürünle
piyasada bir ilki daha sunacağız. |
|||||||